Sitenizesayac.com

Yönetim
|
E-mail
|
|
Giriş
|
Üye Ol
|
  
Kuaza
 
Siyasetin Nabzı
Kategori: Manşet, Siyaset, genelEklenme Tarihi: Mar 10th, 2010Ekleyen: editor
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
6 Views
Share |
Haber baglantisi

KONYA Postası olarak ele aldığımız konuları, siyasetçilerimize sizler için sormaya devam ediyoruz. Bugünki Siyasetin Nabzı sayfamıza konuk ettiğimiz Ak Parti Konya Milletvekili Muharrem Candın ile derinlemesine bir sohbet gerçekleştirdik. Konya gündeminden, ülke geneline kadar pek çok konuda fikirlerini anlatan Muharrem Candan’ın çarpıcı açıklamaları

ÖMER KARA: Sayın vekilim öncelikle Siyasetin Nabzı olarak son günlerde siyasilerimizin de görüşlerini aldığımız sohbetimize hoşgeldiniz. İlk olarak Ak Parti Konya Teşkilatı ile ilgili sohbetimize başlamak istiyoruz. AK Parti İl Başkanlığı sürecinde yaşanan gelişmeler ve gelinen son noktayla ilgili bir değerlendirmede bulunur musunuz?

MUHARREM CANDAN: Sıkıntılı geçen kongre sürecinden sonra genel merkezin müdahalesiyle yeni bir yapı oluştu. Bir hukukçu arkadaşım il başkanı olarak atandı ve o da yeni yönetimini oluşturdu. Yönetimi genel merkez onayladı ve teşkilat şu anda iş başında. Bunun bir kan değişimi bir heyecan vesilesi olacağını düşünüyorum ve böyle olacağına inanıyorum.

ALİ TOYDEMİR: Kongre sürecinde milletvekillerinin Ak Parti Konya Teşkilatı için ne tür katkıları oldu?

M. CANDAN: Şimdi AK Parti yapılanmasında vekillerin teşkilat üzerinde alışılmış anlamda bir müdahalesi soz konusu değil. Biz daha çok yasama işleriyle, partimizin meclis grubundaki faaliyetlerle ve bölgedeki meclis grubundaki çalışmalarla meşgul oluyoruz. Ancak bu siyasi süreçte, kongre sürecinde elbette vekiller olarak bizler bize düşeni yapmaya çalıştık. O da genel merkezimizle uyumlu bir şekilde kongre sürecinin yaşanmasıydı. Bu noktada bizde üzerimize düşeni yapmaya çalıştık. Ama hiçbir zaman taraf olmadık, olamazdık, bizim görevimizde değildi bu. Bu çerçevede kongre süreci tamamlanmış oldu.

ALİ TOYDEMİR: Peki bu il başkanlığı sürecinde AK Parti’li vekillerin arasında bir kopukluk yaşandığı söyleniyor. İl Başkanı atandıktan sonra ortada kopukluk kaldı mı, hala bir kırgınlık, dargınlık olabileceğini düşünüyor musunuz?

M. CANDAN: AK Parti bir ideoloji partisi değil. Dolayısıyla bir konuda vekillerin farklı düşünmesi, teşkilatla vekillerin farklı kulvarlarda bulunmaları demokratik açıdan sorun teşkil etmez. O dediğiniz emredici politika yürüten ideolojik partilerde yaşanır. Biz gerçekten kucaklayıcı, daha çok katılımı arzu eden bir partiyiz. Bizim bir konuda ayrı düşmemiz söz konusu olamaz. Farklı düşünceler elbette olacaktır. Ama asıl olan farklı düşüncelere rağmen yaşamaktır. Bu her yerde geçerli olan kuraldır. Farklı düşüncelere rağmen bir arada yaşayabiliryorsak, birbirimizle anlaşabiliyorsak güzel olan budur. Bizim aramızda olan da budur. Dolayısıyla AK Parti milletvekilleri arasında bir konuda anlaşma sağlanmamış da olabilir. Bazı arkadaşlarımız farklı düşünüyor olabilirler ama biz Konya meselelerinde, Türkiye meselelerinde, partimizi temelden ilgilendiren sorunlar karşısında bir yumruk gibi bir aradayız ve bu bütünlüğümüzü de 8 yıldır hiç bozmadık. Yeni yönetimden sonra kırgınlıklar gidecek mi şeklindeki bir soruya gerek yok, çünkü  zaten ortada kalkması gereken bir durum  söz konusu değil. Biz yönetimlere karşı tavrımızı belirlemeyiz, olaylara karşı tavrımızı belirleriz. AK Parti kadroları bir olay doğruysa ve kim yapıyorsa onu takdir eder, ama yanlışsa ve kim yapıyorsa onu da eleştirir. Dolayısıyla bir sorun yok diye düşünüyorum.

Ö. KARA: 2010 yılı Konya için büyük yatırım planlarıyla başladı. 2010 yılında, adından çok söz ettiğimiz Hızlı Tren, Mavi Tünel gibi projelere ne gibi bir katkınız olacak ve bu projelerde gelinen son nokta nedir? Mesela Hızlı Tren projemiz var, sürekli birileri tarafından 2011′e kaldı, 2012′ ye kaldı, ertelendi deniliyor. Başka biri tarafından 2010 sonunda bitirilecek deniyor. Bir hengame, bir belirsizlik var. Bu konuda net sonuç nedir? Bu süreçte insanlar kime inansın?

M. CANDAN: Daha geçtiğimiz günlerde il başkanları toplantısında Sayın Başbakanımız bu konuya temas etti. 2010′un içerisinde hızlı tren bitecek. Başbakanımızın koyduğu hedef bu. Ama böyle olabilir mi, olmaz mı? Olmazsa birileri suçlu mu olur? Hayır böyle olmaz. Bitirmek hedeflenmiştir ama Türkiye’nin şartları ve gerçekleri bellidir. Dünyada yaşanan son yüz yıllık krizlerin en büyüğünden en az etkilenen ülkelerden birisiyiz. Bütün rakamlar olumlu ve pozitif bir gelişme gösteriyor ama ülkemizin hala sorunları var. Ödenek sorunundan tutun da bilmediğimiz bir doğal meseleyle de karşılabiliriz. Dolayısıyla bu belki aksayabilir. Ama hedef 2010 yılında hızlı trenin bitirilmesidir. Mavi Tünel projesinde artık orası sadece Mavi Tünel değil. Bunu bilmemiz lazım. Önceden sadece Mavi Tünel’di ama bu proje artık KOP Projesi olarak anılacak ve anılıyor. Başbakanımız bütün konuşmalarda ‘KOP Projesini kullanacağız’ cümlesini kullanıyor. Bakın Mavi Tünel’i demiyor. Bizi asıl sevindiren ve heyecanlandıran taraf da bu söylemlerin devlet programına, devlet literatürüne geçmiş olması. Artık Devlet Planlama Teşkilatı, kayıtlarına bu projeyi KOP projesi olarak aldı. Çalışmalar devam ediyor, tünelde yarıyı geçmiş durumdayız. Baraj inşaatımız devam ediyor. 2011′de bitireceğiz belki. Ama 2011′de ovaya su alabilecek miyiz. Emin değilim. Neden? Çünkü barajımızın dolması için 210 milyon metreküp su lazım bize. Halbuki DSİ’nin bu yıla kadar yaptığı gözlemlerde şu anda baraj yapılan Göksu’nun geçtiği su 150 milyon metreküp civarında. İlk planda 150 milyon metreküp su alacağız ovaya derken kastımız bu. 150 milyon metreküp su 2011 yılında barajımızı doldurmayabilir. Dolayısıyla barajda su olmazsa, Konya ovasına su aktarmak için kot düşük olacaktır. O yüzden belki 2012 yılında su alacağız ama sevindirici olan bu suyu çiftçimizin en ekonomik ve verimli olarak kullanabileceği şekilde basınçlı sulama sistemleri olarak tarlasının başına kadar getirmeyi de planlamış durumdayız. Dolasıyla KOP projesi başarılı ve hızlı bir şekilde devam ediyor. İnşallah önce bir an önce bitebilir diyoruz.

A. TOYDEMİR: Biraz ülke gündemiyle ilgili olacak ama Konya’da oldukça fazla sanayi kuruluşu var. Bu son dönemde ülkede yaşanan gelişmeler, yargı krizi, darbe planları, balyoz operasyonları ki bunun biri de Konya’da oldu. İl Jandarma Komutanı gözaltına alındı. Netice itibariyle yaşananlardan sanayici tedirgin. Son dönemde bir istikrar vardı piyasada ama şu günlerde borsa düşüyor, döviz yükseliyor, piyasalarda önemli hareketlilik var ve bu da tedirginlik yaşanmasına neden oluyor. Bu son krizler nedeniyle de sanayiciler rahatsız. İstikrarın yeniden sağlanması hakkında görüşleriniz ve sanayicimize iletmek istediğiniz mesajınız var mı?

M. CANDAN: Oralara gelmeden, şu anda bir medya kuruluşundayız. Burada medyamızın olayları nasıl yansıttığını değerlendirmemiz gerekiyor. Bir yuvadan bir kuş havalanır ama bunu binlerce kuş havalandı, yuva yıkıldı, tarumar oldu şeklinde haber vermek vardır. Olmayan hadiseleri de yorumlayarak olayın içine dahil etmek vardır. Ya da neticede illa haber değeri varsa o bir kuşun yuvadan havalandığı yazılabilir. Bunun iki ayrı şeklini anlatmaya çalıştım. Bu iki şeklin de millet üzerindeki etkileri farklıdır. Birisi okuyan vatandaşın kendi ilgi alanına giriyorsa o kuşun havalandığına üzülür ya da sevinir. O bölümü objektif olarak yazıldığı için değerlendirir. Ama hiç alakası olmayan olaylarda bu olayları bindirerek abartılı bir şekilde bunu millete empoze etmek, dayamak ve dayatmak, bugün maalesef medyada geçerli bir hadise haline gelmiştir. Kendisini hiç ilgilendirmediği halde vatandaşımızın bundan etkilenmesi mümkündür. Dolayısıyla medyamızın öncelikle haber verme tekniğini ve şeklini gözden geçirmesi gerekiyor. Köşe yazarlarımız yorum yapabilir, elbette yapacaklardır. Elbette meselelere çapraz olarak yaklaşmak olacaktır. Ama haber verirken ne eksik, ne yüksek olduğu kadarıyla haber vermek en doğrusudur diye düşünüyorum.

Bir kere Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir kurumu kurumsal olarak suçlu olamaz. Bunu kabul etmek mümkün değil, düşünmek bile doğru değil. Ama kurumlar içerisinde yanlış yapan, suça iştirak eden, suç işleyen insanlar olabilir. Falanca kurumdan rüşvetten dolayı birisi sorgulandığı zaman ya da o iddiayla göz altına alındığı zaman medya bunu pas geçer. Çünkü artık haber değeri kalmamıştır onun. Ama filanca kurumdan birisi herhangi bir sebepten dolayı sorguya alındığı zaman bütün manşetlerde onu görürsünüz. Bu objektifliğe sığmaz, doğru değildir. Haber yapılmayacak mı? Elbette yapılacak. Kesinlikle sansür veya kısıtlamadan kastım yok. Ama bahsettiğim gibi olduğu gibi haber yapılacak. Eksik de verilmeyecek, fazla da verilmeyecek. O zaman o haber, haber değeri görür. Gazetelerin veya televizyonların yorum köşelerinde o haberler herkes tarafından dinlendiği şekilde yorumlanabilir. Ama haber bir monitördür. Türkiye’de son dönem de yaşanan hadiseler buradan kaynaklanıyor. Evet, kurumlarımız içerisinde kamuyu, kamunun imkânlarını herhangi bir yasal olmayan çıkar için kullananlar, ortaya çıktıkları sürece yargılanmaya devam edecekler. Bu bizden önce de öyleydi bizim zamanımızda da öyle olacak, bizden sonra da öyle olacak. Kimsenin yargılanmaması gibi bir şey de olamaz. Yapılmaya çalışılan şey de budur. Ortaya çıkan suç iddiaları vardır. Suç mudur, değil midir? Belli değil, bilmiyoruz henüz. Peki, o şahıs o suçun içinde, eğer suçsa o suçun içerisinde olmuş mudur, olmamış mıdır, bilmiyoruz. Belli değil. Sadece yargı böyle bir ihtimali elinde onu gerektirecek delilleri vardır da ona dayanarak bir çağrı yapmıştır. Burada gözaltına alınanları suçluymuş gibi göstermek ne kadar yanlışsa, masummuş gibi göstermek de o kadar yanlıştır. Sabır ve metanetle olayın sonunu beklemek gerekiyor. İnsanlar ne şekilde haber alıyorlarsa olayı öyle değerlendiriyor. Bir sanayici arkadaşım bundan etkilenip tedirgin olmuş olabilir. O durumda olan vatandaşlara tavsiyemiz sakin ve emin olarak Türkiye’yi izlemeleri gerekiyor. Türkiye bütün dünyanın rakamlarla takdir ettiği şekilde iyiye doğru gidiyor. Yani kalkınmamızda, demokratikleşmede, milli birlik projesinde rüzgâr arkamızda. Aramızda fikri ayrılıklar tabi olacaktır. O olmazsa olmaz zaten. Ama bu birbirimizi yarın yüzüne bakamayacağımız şekilde suçlamalar noktasına gelirse kaybeden bu toplum olur. Belki bugün siyaseten birilerini köşeye sıkıştırmak mümkün. Ama söylediğimiz sözler yarın yüzümüze çarpılacaksa işte bu, bu millete sıkıntı verir. Bundan da kaçınmaya çalışarak kendimizden ve ülkemizden emin olarak yolumuza devam etmeliyiz. Bunlar gelip geçici hadiselerdir. Yargılama elbette olur. Suçsuz insanlar yargılanabilir. Suçlu insanlar henüz tespit edilememiştir, olur. Bütün bunlar mümkündür. Ama yapılan işe topluca baktığımız zaman Türkiye iyiye gidiyor. Türkiye kabuğunun içerisinde ya da herhangi bir ilimizde veya ilçemizde yasa dışı yapılanmalar varsa bunlar temizlenecektir. Bu da bizim demokrasi yolunda attığımız en önemli adımlardan birisidir. Demokrasimiz güçlenecek dolayısıyla Türkiye güçlenecektir. Endişe edilecek bir durum görmüyorum.

A. TOYDEMİR: Sayın vekilim, açıklık getirmek anlamında soruyorum. Medyanın olayları yansıtması yüzünden borsanın sıkıntı yaşadığını, bir grubun taraf çıkıp bir grubun karşı çıktığını ima ediyorsunuz. Burada anlatmak istediğiz tarafsız bir medya olmadığı mı? Son aylarda özellikle giderek artan yandaş medya tartışmaları da sürekli gündeme gelirken, sizin gözünüzde tarafsız bir medya kuruluşu yok mu?

M. CANDAN: Ben medyayı tarafsız olmak, bağımsız olmak, taraflı olmak şeklinde nitelemek gibi bir yanlışı yapamam. Bunlar yanlışlık olur. Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de bireysel yanlışlık yapanlar vardır. Ama bu o yanlışı yapanın temsil ettiği kurumun yanlışı sayılmaz. Dolayısıyla medya üzerinden bir ayrım yapmak kesinlikle doğru değildir. Ben sadece objektif ve genel olarak hepimizi, aslında bu sadece medyanın da görevi değil ama bu işlerde ön planda olan medya olduğu için onun ismini anmak zorunda kaldım. Hadiselere sakin ve objektif olarak yaklaşmak bütün vatandaşlarımızın görevidir. Hadisenin ne olduğunu, olayın ne olduğunu öncelikle anlamaya çalışmalıyız. Anlamadığımız halde yaptığımız yorumlar, ya da anladığımız halde abartarak veya eksilterek yaptığımız yorumlar olayı gerçek boyutundan saptırır. Söylemek istediğim budur. Yoksa hiçbir medya kuruluşunu şu yandan, bu yandan diye ayırmanın doğru olacağına inanmıyorum.

A. TOYDEMİR: Geldiğimiz noktada önümüzde yargıda yaşananlar, devam eden operasyonlar gibi pek çok olumsuz tablo karşımıza çıksa da, iktidar ve muhalefet arasında gün geçmiyor ki yeni bir atışma yaşanmasın. Sayın vekilim, meclisimizde ne oluyor? İktidar ve muhalefet arasındaki şu anki ilişkiyi bize nasıl anlatırsınız?

M. CANDAN: Biliyorsunuz son zamanlarda mecliste suni gerginlikler yaşanıyor. Muhalefet partileri meclis gündemine gelen işler ne olursa olsun muhalefet etmeyi bir görev kabul eder bir duruma geldiler. 2002–2007 arasındaki dönemde de ben parlamentodaydım. Böyle değildi. Oturup bazı meseleleri konuşabiliyorduk. CHP ile Avrupa Birliği uyum yasalarını da zaten elbirliğiyle, beraberce çıkardık. Oybirliğiyle çıkan yasalarımız vardır. Ama 2007 seçiminden sonra mecliste böyle bir nitelik kalmadı. AK Parti grup yönetimi hangi teklifle muhalefet partilerinin karşısına gitse, reddediyorlar. Mecliste hangi mesele konuşuluyor olursa olsun buna muhalifler. Geçtiğimiz günlerde bunu yaşadık, haber olduk. Artık böyle insanlar çok masum olan şeyleri, eşlerini bile meclis gündemine taşımayı bile marifet kabul ettiler. Yalan söylemek için bunların herhangi bir engeli kalmadı. Her konuda net bir şekilde yalan söyleyebiliyorlar. Memleketin en önemli meselesi olan milli birlik projesine elbirliği etmişçesine karşı çıkıyorlar. Ve bu noktada insanımızı yanıltmaya çalışıyorlar. Kandırmaya çalışıyorlar daha doğrusu. Fakat hadiseler de öyle bir şekilde gelişiyor ki bakıyorsunuz kendi kendilerine kavga ederken geçmişte bohçalayıp kaldırdıkları, bir yerlere sakladıkları kirli çamaşırlarını ortaya döküyorlar. Çok üzücü şeyler yaşanıyor. Biliyorsunuz CHP İçişleri Bakanımız hakkında bir gensoru önergesi verdi. Habur’da hâkimler ayarlandı diye yargıya da büyük bir hakaret vardı burada esasen. Bununla ilgili bir gensoru görüşmesi yapıldı. Bugün görüşme esnasında geçmiş dönemde milletvekilliği yapmış olan ama bugün PKK’nın şehir yapılanması olarak bildiğimiz KCK yapılanmasından dolayı hapiste olan Hatip Dicle isimli bir şahsın Beşir Atalay beye söylediği bir yalandan kaynaklanan bir gensoruydu. Hatip Dicle hapiste. Böyle bir toplantıda bulunması mümkün değil. Ama böyle bir yalanı söyledi. Toplantının muhatapları o zamanki ismiyle DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk, görüşmede bulunan Sırrı Sakık, İçişleri Bakanımız ve Tarım Bakanımız şiddetle bu olayı yalanladılar. Böyle bir şey olmaz, bu yargıya da hakarettir, biz bunu konuşamadık diye. Ama CHP ısrar ederek bu gensoruyu gündeme getirdi, o gensoru görüşmeleri esnasında da Sırrı Sakık çıktı. 1999′da yaşanan CHP ile o günkü HADEP arasında yaşanan görüşmelerden bahsetti. HADEP’in talepleri Sırrı Sakık, Hatip Dicle gibi isimleri milletvekilleri olarak kadronuza alın şeklindeydi. Sayın Baykal’ın da ifadesi bunları biz taşıyamayız, bize 20 tane de militan gösterin, milletvekili yapalım. Bunu Hatip Dicle söyledi meclis kürsüsünde. Ve bunlar konuşulurken CHP sıralarından hiç ses gelmedi, ses çıkaramadılar. Şimdi o zaman kürt toplumuyla bu kadar barışık olmaya çalıştıklarını düşünsek CHP’nin, bugünkü yaklaşımlarını nasıl izah edecekler? Onlar o gün sırf iktidara gelebilmek için 20 militan istiyorlardı. Bugün AK Parti dağdaki militanların inmesini istiyor. Suçlu olan yargılanacak, cezasını çekecek ama baskıyla, kandırmayla vs yöntemlerle dağa çıkmış gencecik çocuklar varsa suçsuz, onların da ailelerinin yanına dönmelerini arzu ediyor. Bu da zaten yeni bir proje değil. Terör belasıyla Türk milletinin muhatap olduğu bu 30 yıllık süreçte defalarca eve dönüş yasası, af yasası gibi yasalarla sağlanmaya çalışılan bir devlet projesi olarak yürütülmüştür. AK Parti de şimdi bundan bir daha istifade edilebilir mi diye gündeme getiriyor. Bütün fırtına burada kopuyor.  O zaman buradaki çarpıklığı ifade etmek lazım. Barış adına değil, iktidar olabilme adına yaptığınız bir görüşmede 20 militan istiyorsunuz. Ama AK Parti bu ülkenin barışı adına dağdaki militanlar insin diyor. Bu da suç olacak. Muhalefetin geldiği durum da maalesef budur. Ama ben bir AK Parti milletvekili olarak geleceğe ümitle bakıyorum. Gerçekten heyecanım her gün artıyor. Bu millet adına geleceğin çok güzel olacağına inanıyorum.

Ö. KARA: Son olarak bizler aracılığıyla Konya kamuoyuna vermek istediğiniz mesajı alabilir miyiz?

  1. CANDAN: Öncelikle bu fırsatı bize verdiğiniz için sizlere de teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılar diliyoruz. Türkiye zorlu bir süreçten geçiyor. Ancak yaşanan tüm olaylar ülkenin ilerleyen dönemlerde daha aydınlık bir geleceğe kavuşması adına gerçekleşiyor. Umutsuzluğa kapılmak yerine umutla bakmanın ve gelişmeler neticesinde yaşanacak, ortaya çıkacak sonuçları beklemenin hayırlı olduğunu düşünüyorum. Hiç kimse merak etmesin. Hepimiz üzerimize düşen görevi yapıyoruz. Konya konusunda da dediğimiz gibi, bir çok konuda büyük adımlar atıldı. Adı bile olmayan projeler, bugün büyük oranda tamamlandı ve hızla ilerliyor. Ben şahsen Konya’nın da önümüzdeki dönemde hak ettiği yere geleceğine kesin gözüyle bakıyorum.
 


Yazarlarimiz ve son yazilari
Editorun sectikleri
Login