Bütün bu konuları konuşmak için Selçuk Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Yrd.Doç.Dr. Yaşar Erdemir ile tarih kokan bir şöyleşi yaptık.
-Konya olarak sahip olduğumuz kültürel varlıkların değerini biliyor muyuz?
Konya’yı dünyanın en önemli kültür merkezi haline getirmek için kültür şehrinin kültürel varlıklarını da iyi bilmek lazım. Siz bunu yapamazsanız , kültürünüze sahip çıkmamış olursunuz.
Beyşehir’de Eşrefoğlu Süleyman Bey Camii’nde dünyanın en önemli kalem işi süslemeler var.Ayrıca beylikler döneminin en önemli külliyesi burada bulunmaktadır.Türk dünyasında bir vakıf anlayışı vardır.Beyşehir’de bulunan bu vakıf eserinin kapısına Süleyman Bey bir vakıf kitabesi yazdırmış ve asmıştır.Burada “kim vakfa uymasa ilelebet bir daha iki yakası bir araya gelmesin” diye bedduası var.
Selçuklu sultanları da bu Türk İslam anlayışa uymuşlar ve vakıf eserlerini kazdırmışlardır.Mesela Celalettin Karatay da vakfına bunları işletmiştir. Ne kadar geliri olacak, ne kadar tarla, bağ,bahçe bağışlanacak,gelirinden ne kadarını orada görevli olana verilecek,ne kadarını oranın bakım ve temizliğine bakacak olanlara verilecek, ne kadarının müderrislere verileceğini, ne kadarını orada okuyan talebelere ve ne kadarının mütevelliye ve ne kadarının medresenin tamirine verileceğini en ince ayrıntısına kadar belirtmiştir.Şehrin tanınmış kişilerini şahit tutarak beraber kadı huzurunda imzalanarak kayıt altına alınmıştır.Aynı şekilde İnce Minareli Medreseyi yaptıran Fahrettin Ali 1264 yılında çok önemli bir vakıf yazdırmış ve arkasına da zeyil dediğimiz ilaveler yaptırarak aynı şeyleri burada da yazmıştır.Böylesine önemli eserlerimizin olduğu Konya’mızda toplum olarak bütün bu eserleri biliyoruz demek biraz yalan olur.
-Peki sizce tarihi eserlerimize gerekli değeri vermememizin sebepleri sizce nelerdir?
Bu eserleri bilmiyor olmamızın en önemli etkenlerden birisi kültür seviyesinin düşüklüğüdür. Bunu bir kenara koymamız gerekmektedir. Bir diğer önemli sebebi de ekonomidir. Yani sanat, kültür ve ekonomi birbirleri ile paralel gidiyor.Akşama kadar evine ekmek götürmek için kafasını yoran bir adama, Karatay Medresesi’ni anlatmaya kalksanız, kafasına sokamazsınız.Ancak İsviçre gibi Avrupa’ da gelişmiş ülkelere bakıyorsunuz, her yüz metrede veya iki yüz metrede sanat galerileri var.İnsanlar problemini çözmüş, kültür seviyesini yükseltmiş , ekonomi had safhada, adamların sanata para ayıracak zamanları ve evine götürmek istediği sanat eserleri olabiliyor ve bunlarda yapıyorlar.Aslında bu ülkemizin bir gerçeği.Bunları halletmeyi beceremediğimiz sürece ne kadar sanat eserini anlatmaya çalışırsak çalışalım bir tarafı eksik kalacaktır.
-Sahip olduğumuz Selçuklu sanat eserlerini layıkıyla tanıtmayı başarabiliyor muyuz?
Konya , Türkiye’nin en zengin sanat ve kültürüne sahip merkezlerinden biridir.İşte Çatalhöyük’ten başlayıp çevredeki höyüklerde yapılan kazılarda sadece Türkiye’nin değil ilk çağlardan başlayarak ta Hititlerden çok önemli eserler var.İlk çağ devletlerinden tutunda Bizanslılara kadar, beyliklere kadar, özellikle Karamanoğlu Beyliğinden eserler var.Selçuklu ve Osmanlılardan eserler var ve günümüze kadar gelmiş bunlar. Yani adım attığınız her yerde kültür, sanat ve tarih var.Ben şunu söylüyorum. Konya dünyanın en önemli eserlerine sahiptir.Nüfusu bir milyona yaklaşıp üzerinde 7-8 tane müze barındıran başka bir şehir yoktur.En az bu kadarda depolarda bekleyen yani 8-10 müze açacak kadar malzeme olan başka bir şehir yok.Bu bakımdan Konya’nın bir kültür şehri olduğunu övünerek ve bağırarak söylememizde hiç bir mahsur yok.Ama bu kadar esere sahip olmamıza rağmen bunları layıkı veçhile tanıttığımızı söylemek biraz abartma oluyor.
-Bunun için neler yapabiliriz?
En büyük eksikliğimiz tanıtımdır. Tanıtım neyle olur. İşte Mevlana’nın burada olmasının çok büyük faydası var.Bunun getirmiş olduğu bir takım imkanlar var.Tabi bu arada birde Konya’nın sahip olduğu bir Selçuklu kültürü var.Selçuklu kültürünü tam olarak tanıtamadık.En büyük eksikliklerimizden biride bu.Ben Ankara’dan Konya’ya Selçuklu sanatını yazmak için geldim.Gazi Üniversitesi’nde hoca iken Selçuklu sevdasına Konya’ya geldim.Geldiğimizde iyi oldu.Bir şikayetimiz yok.Bu konuda son derecede mutluyum.Yıllar öncesi yazılması gereken kitapları işte Alaaddin Camii, buradaki türbeleri, Karatay Medresesini, İnce Minare Medresesini ve Sırçalı Medrese Müzesini birer aylık kitaplar ciltler halinde yeni yeni yazmaya başladık.Bu geç kalınmış bir çalışma.Ben Konya’ya geldiğim zaman bu sorumluluğun, bu vebal,n bizlerde olduğunu gördüm.Yani bir üniversitede sanat tarihi hocası olarak, bizler bunları yazmazsak, topluma okumaya ve takip etmeye açmazsak,Konya’yı neden tanıtmıyoruz diyerek serzenişlerde bulunmaya hakkımız yok.Önce bizler hocalar olarak yazacağız, hazırlayacağız sonra bunlar hazırlanacak yayınlanacak.
-Peki tanıtıcı eser ve yayınlar konusunda neler diyeceksiniz?
Allah’tan son yıllarda yayın olayı çok güzel. Bizim kitaplarımız Konya Valiliğinden, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden çıktı güzelde oldu.Özellikle Mustafa Çıpan bey güzel çıkması için titiz davrandı.Buna ben bir yazar olarak sevindim ama Konya basını ve Konya’daki sanatseverler , okumuş bir sürü insanlarımız var.Bunların hepsi bu yayınları yakından takip ediyor.Demek ki yazarsanız ve uğraşırsanız boşa gitmiyor.Ben bunu gördüm.Bizim bu insanlara vefa borcumuz var.Bu ülkeye diyet borcumuz var.Biz mesleğimizi en iyi şekilde yapmaya çalışacağız,bizler yaparsak birileri de okuyacaktır.Okuduklarını diğerlerine aktaracaktır ve kalıcı olacaktır.
-Selçuklu sanatının önemli eserlerinin bulunduğu şehrimizde bu eserlere yeterince sahip çıkabiliyor muyuz?
Konya’da yok olan çok sayıda eserimiz var ne yazık ki.Sadece Selçuklulardan kalma onun üzerinde medrese vardı..Ancak bunlardan sadece üçü ayakta.Karatay Medrese, İnce Minareli Medrese ve Sırçalı Medrese.Birde Ali Gav Medresesi oda yarım yamalak duruyor.Aslında bunlar gibi daha kaç tane medrese vardı.
-Peki bunca önemli eserlerimiz neden kaybolmuştur sizce?
Özellikle 1920’ li yıllardan sonra bu Cumhuriyet’in ilanından sonra, şehirler yeniden modernleşme çalışması altında, park bahçe ve yol açmak amacıyla ne yazık ki çok sayıda sanat eserimiz yok edildi.Daha doğrusu belediyeler eli ile yok edildi.Bunlardan en bariz örneklerden birisi Alaaddin Tepesi’nde bulunan Bizans kilisesidir.Eflatun manastırıdır.Bir başkası Valiliğin hemen önünde yer alan
Nalıncı Baba Türbesi,onu da Sahip Ata yaptırdı.Daha bunun gibi pek çok eserimiz göz göre göre yok edildi.
-Tarihi eserlerimizin yok olması konusunda birinci derecede belediyelerin yeniden yapılanmasını gösterdiniz. Peki başka sebeplerde nelerdir?
Artık onları tartışmanın bir anlamı yok ancak toplumun bilmesi ve bilinçlenmesi gerek. Bunları toplantılarımızda panelimizde her zaman söylüyoruz, söylememizde gerekir. Hiç olmazsa bundan sonrakilere sahip çıkalım.Tarihimiz yok olup gidiyor hele birde restorasyon denilen bir olay var ki,son derece sıkıntılı.Ben bunda şunu gördüm . Devletin son yıllarda eski eserlere ayırdığı imkanlar en üst seviyede.eğri oturup doğru konuşalım.Son yıllarda müthiş bir eski eserlerle ilgili restorasyonda imkanlar hazırlandı.Devlet geçmişine sahip çıktı.ancak kaybımız şu, bu eserlere bu kadar imkan ve paralar ayrılırken yapılan restorasyonlar iyi yapılmadı.
-Bunu biraz açarmısınız?
Dünyanın en güzel eserlerine sahip olan Sahip Ata Türbesinin ve çinilerin bir örneği daha olmayan hanikapının çinilerini tamir ediyoruz, restore yapıyoruz diye eşi benzeri olmayan çinilerin nasıl kazmalarla küreklerle yerle bir edildiğini hepimiz şahidiz.Bizzat şahit oldum.Adam inşaatta vinçle bina yıkar gibi almış kazmayı kazmayla çini kırıyor.Böyle bir anlayışla restorasyon yapmak yazık günah.Ecdadımızın kemikleri sızlamıştır.İnanın o zaman çok üzüldüm.Selçuklunun en büyük vezirlerinden biridir Sahip Ata.Ardından bir çok eser bırakmıştır.Bu nedenle sahib-ül hayrat sıfatını almıştır.Alaaddin Keykubat’tan sonra sultanlarda dahil olmak üzere en çok eser yapan veziri azamdır.Şimdi böyle bir insanın yapmış olduğu eserleri kazma kürekle indirmeye çalışmak, yerle bir etmek herhalde kemiklerini sızlatmıştır diye düşünüyorum.Bir başka restorasyon hatası Beyşehir Eşrefoğlu külliyesidir. Eşrefoğlu Camii çok önemli bir camidir Caminin kalem işi ahşap işlemeli eserleri yağlı boyalarla dünyada eşi benzeri olmayan bu eserlerin nasıl orda bir çok kirtiklerin keserlerle düzeltilmeye çalışıldığına şahit oldum. Beyşehir Kaymakamlığı ve Belediye Başkanlığı çok duyarlılık gösterdiler.Şahsen ben kendimde çok uğraştım.Ama restorasyon yapanlara bir türlü dinletemedim.Bazan bu restore yapanlara gücünüz yetmiyor.
-Restorasyon çalışması yapanların hataları varsa bunları denetleyenler yok mu? Onlarında suçu yok mu sizce?
Burada başkalarını tenkit etmek yerine kendimizi de tenkit etmek zorundayız.Birde anıtlar kurulunun önüne projeler getiriliyor, onlar inceliyor, onaylıyor , tasdik ediyor ama esas daha da önemli olan uygulama.Proje üzerinde hepsi güzel gözüküyor, tamam gözüküyor ama uygulamada yanlışlık yapmadığınız aman, siz onu kontrol etmediğiniz zaman , ne oluyor artık o bir daha geri gelmemek üzere geriye bir daha telafisi olmamak üzere gidiyor.Hiç yapılmazsa daha sonraki bir restorasyonda bunu sağlamak mümkündür .Bu kazı yapmak gibidir. Eğer siz kazıları çok itinalı efendime söyleyeyim çok incelikle yapmazsanız ve çıkan malzemeyi yok ederseniz, buluntuları tahrip ederseniz yapmamak daha iyi.İleriki yıllarda belki çok daha kaliteli ve çok daha bilimsel kazılar la daha iyi sonuçlarla çıkarılabilir.Bu bakımdan sorumluluk sadece restorasyonu yapanda değil kontrol edenlere, bizlere, sanat tarihçilerine çok iş düşüyor.
-Sanat tarihçileri olarak sizin sorumluluğunuz nerede başlıyor?
Bundan birkaç sene önce Alaaddin Camisini gezerken bir rehber gelen ziyaretçilere camiyi anlatıyor. Gönüllü rehbermiş. işte Alaaddin Camiinin mihrabı şimdiki zeminden 15 metre daha aşağıdaydı diyor.Şöyleydi böyleydi anlatıyor işte.Bende dinliyorum.Aslında mihrap orda duruyor.şayet 15 metre aşağıda olsa cami nerede,mihrap nerede? Dinledim gurup çıktıktan sonra rehberi çektim, yahu siz neden böyle yapıyorsunuz ? Bana bir şeyler anlattı, önemli değil ancak sonunda güzel bir şey söyledi.”Madem siz sanat tarihçisiniz, sanat tarihi hocasısınız sizler doğrusunu yazdınız da biz okumadık mı ?“ dedi. Bu benim için çok büyük bir ders oldu.O yaz her şeyi bıraktım iki ay çalışarak Alaaddin Camisini yazdım.
-Birde Zindankale Katlı Otopark’ın yapımında Konya kalesinin surları çıktı.Bu konuda neler diyeceksiniz?
Zindankale Konya’da en az bilinen bir yapıydı.Bunla ilgili kaynaklara baktığımız zaman 1250 yılların hemen sonunda yapıldığı ortaya çıkıyor. Güvenlik açısından altıgen planlı Konya’nın korunmasında çok önemli bir kaleymiş. O dönemde gelen seyyahların anlattıklarına bakarsak en iyi anlatan İbni Bibi ve ondan sonra gelen seyyahlarında bilgileri var, 1800 yılların sonunda ve 1900 yıllarda Zindankale ile ilgili bilgiler var.Fotoğraflar var.Şimdiye kadar duyulmamış bilgiler var.Orada bir otopark yapılması nedeniyle az çok belli olan yeri nokta usulüyle bilinmiyordu.Sit alanı olarak biliniyordu.Aslında Konya’mızın neresi sit alanı değil ki, Konya’mızda sit alanı olmayan yer yok ki.
-Eski eserlerimizi bazen iyi niyetle ve bilmeden de yok olmasını isteyebiliyoruz, ne dersiniz?
Zaman zaman araştırmalarımdan biliyorum.İşte geçen gün Beyşehir tarafına gittim bir köydeydim .17. Yüzyıla ait bir cami var kitabesi üzerinde. Cami eskimiş bir ahşap cami. Hocam şu camiyi yıksak da güzel bir betonarme cami yapsak yerine şöyle pencereli ışıklı falan diye samimi olarak o köylüler bunu bana teklif ettiler. Hocam ön ayak olsanız dediler.Kötü niyet yok burada ancak bilinçsizlikten kaynaklanan bir şey bu .Yani bir 17. yüzyıl eserini yıkıp yerine betondan bugünkü gibi bir cami yapacaksınız güzel olacak o niyetle düşünüyorlar.
Geçen seneler de Aksaray’a gitmiştim. Aksaray Ulu Cami’nin çok güzel bir minberi var. Bu minber Anadolu’daki en eski 2 minberden bir tanesi. Kılıç Arslanın Aksaray’da görev yaptığı zaman(valiyken) Sultan Mesut ‘un oğlu 2. Kılıç Arslan’a Aksaray’da yaptırdığı minber. Üzerinde kitabesi var.O kadar güzel bir teknik çivi kullanılmadan muhteşem bir yapıyla renkle yapılmış minber..Bi gittim Yağlı boyayı eline almış birisi hem de nasıl bir boyuyor aman yarabbim . Ne yapıyorsun dedim, güzelleştiriyorum dedi. İnanın o güzelim ince işçiliğin içerisine o iğrenç yağlı boyalar aktı .. Çok güzel bir cami aslında Ulu Cami biliyorsunuz Karamanoğullarına ait bir cami. Bilinçsizce güzelleştireceğiz diye bu güzelim eseri benzeri olmayan bu eserin yağlı boyayla canına okundu.
Bunun gibi Doğanhisarlı cami, Osmanlı döneminin en zengin ahşap camisidir. Eşrefoğlu caminin bir benzeridir.O Osmanlı döneminde ondan daha zengin bir ahşap cami yoktur.Ortada Anadolu’nun en büyük ahşap mihrabı var.Araştırma için bir gittim, o nefis cami tavanları çiçek bahçesi gibi cami minberine mihrabına baktım yemyeşil yağlı boya.Yağlı boyayı almışlar canına okumuşlar yani içim kan ağladı.Benzeri yok Anadolu’da.Böyle ahşap bir mihrap 5 metre genişliğinde bizim Anadolu’da yok.Ve iyileştireceğiz diye yeşil yağlı boyayla canına okumuşlar.
-Anlattığınız kadarıyla bilinçsizce yok olması sağlandığı gibi bir de restorasyon yapacağız diye tarihi eserler yok oluyor.
Anlatmakla olmuyor. Bunların planını çizmek lazım planlamasını iyi yapmak lazım, Müteahit zihniyetiyle eserleri restore etmeye kalkarsanız olmaz.Çok detaylarını bilmiyorum restorasyon şartlarının ama en ucuz kim yapıyorsa ona veriliyor.Şimdi siz eğer bu zihniyetle eserleri restorasyona kalkarsanız, bu şekilde bunu alan müteahitler tabiî ki kar yapacaklar. Bunun için çalışıyorlar, onlara söyleyeceğim bir şey yok.Siz eğer hakkını vermediğiniz iyi ustaları, iyi ekibi, iyi uzmanları ve tam karşılığını verecek şekilde çalıştırmadığınız zaman restorasyon problemini çözemezsiniz.Yani bu önce yönetmelikleri düzeltmeniz lazım.Kesinlikle ehliyetli ustalar, uzmanlar bu konuda yetişmiş üniversite mezunları restorasyon bölümlerini bitirmiş süslemeleri malzemeleri iyi tanıyan insanların oluşturduğu bir ekip hazırlamazsanız bir yerde bu aksar.Deneticilerin de çok iyi yetişmesi lazım.Şimdi imama cemaat hesabı yani siz iyi denetlemezseniz kişileri bu konuda iyi yetiştirmezseniz restorasyon ekibinizi iyi kurmazsanız daha da önemlisi siz karşılığını vermezseniz restorasyon sorununu çözemezsiniz.
-Restorasyonu yapılan eserlerin kiraya verilerek korunma çalışmalarına nasıl bakıyorsunuz?
Her eserin kendi geçmişteki amacına uygun bir şekilde korunması en güzelidir tabi, tartışılmaz ancak bir de bir gerçek var. Bazı eserler o dönemde kullanılan amaçlarına yönelik yapılarını işlevlerini bugün yapma imkanlarına sahip değiller. Medreseler gibi yani. O zaman eğitim sistemi medreselerde idi. Osmanlı son dönemine kadar 1924 lere kadar medreselerde eğitim yapılıyordu.Bazen kesintilere uğrasa da Konya’daki Karatay Medresesi , Sırçalı Medrese, İnce Minarenin çalıştıklarını görev yaptıklarını biliyoruz. Ancak bugün bunlar kapatıldı. Onların yerine daha modern okullar açıldı.Orta çağın bu sistemini günümüze uyarlamaya kalkarsanız yürümez.Bu kadar teknoloji ilerlemişken bu kadar insan genç çoğalmışken siz tutup da 15-20 kişilik medreselerde eğitim sistemi yapamazsınız.Teknolojiye modern siteme uymaz.Onun için yeni modern okullar açılacak . Ama bunları ne yapacaksınız ? Bunlar eski eser o dönemin şartlarına göre bir kurum haline getiremiyorsanız bir şekilde ayakta tutabilmek için bunların açık olması mecburiyeti var.İsteseniz de istemeseniz de onların bakımının onarımının yapılabilmesi için fonksiyonel bir yere getirmeniz lazım.Hiç bir eser kapalı kaldığı müddetçe ne kadar bakımını yaparsanız yapın ayakta kalması mümkün değildir.Ziyarete açılsa olur medrese olarak ziyarete açılabilir. Örneğin bugün Konya’daki medreselerin üçü de açık. Sırçalı Medrese Mezar Anıtları Müzesi olarak açılmıştı, o da güzeldi. En azından gelenler bu konuda çalışanlar uzmanlar ilgili olanlar gelip ziyaret ediyorlar. Burası şimdi bir resmi kurum binası olarak işlevini sürdürüyor ama Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi, İnce Minareli Medrese Taş ve Ahşap Eserler Müzesi olarak değerlerini sürdürüyor.Boş ve atıl kalmaktansa böyle bir amaca yönelmesi bence korunabilmesi açısından ehvenişer (kötünün iyisi) denilen bir olay var yani hiç olmazsa ayakta kalabilmesi korunabilmesi olayı var.Bunlarla ilgili pek eleştiri gelmiyor. Yani Karatay Medresesi niye Çini Eserler Müzesi oldu diye pek eleştiri gelmiyor. Zaten çinileriyle zengin bir müze, çini eserler müzesi olması yerinde . İnce Minarenin taş ve ahşap eserler müzesi olması en azından bir fonksiyonel görevini yerine getirmesi açısından ziyaretçilerin gelmesi açısından uygun..
-Restorasyonu yapılan eserlerin ticarethane olarak kullanılmasını nasıl görüyorsunuz?
Sıkıntı galiba bu en çok eleştiri de buradan geliyor (restorasyonu yapılan yerlerin ticarethane haline gelmesi) . Toplumun da halkımızın da galiba en çok öne çıkardığı olay dikkatini çeken olay da bu . Bu konuda epeyce bize de zaman zaman eleştiriler geliyor niye böyle yapılıyor diye. Ben size sorayım ne amaçla kullanılabilir başka ? (müze tarzında bi görevlisi olabilir restoran yerine tanıtımları yapılabilir vs.)Ben de sizin gibi düşünüyorum doğru düşünüyorsunuz ama düşünmek ayrı uygulamak ayrı . Bakın size bu konuda bir örnek vereyim.Beyşehir Eşrefoğlu külliyesinin hemen caminin önünde kuzeyinde bedesteni var . Ticari amaçla yapılan Osmanlı döneminin çok öne çıkan ticaret kurumları bunlar. İçerisinde kıymetli hazineler ipek kumaşlar yer alıyor.Daha çok çerçi tipi basit şeylerin de satıldığı bir ticaret merkezi çok önemli.Bu yakın zamanda 8-10 sene önce kadar restorasyonu yapıldıktan sonra burası ticaret amacına yönelik olarak açıldı.Ya da halı,bizim mezun öğrencilerimizden birisi şimdi turizimci olan bir arkadaşımız burayı bir halı sergisi halı satış yeri haline getirdi.Bir zamanlar orası Beyşehir Belediyesi tarafından hatırladığım kadarıyla toplantı yeri haline getirildi ama yürümedi.Ya becerilemedi ya da o işlevi getirebilecek ortam hazırlanamadı onu bilmiyorum.Mesela 1896’larda Friedrich Sarre Konyaya geliyor ve Beyşehir’e gidiyor Eşrefoğlu Camisini gezerken oradaki halıların kıymetinden eserlerin özelliklerinden bahsediyor.Orada diyor ki, bedestenin içine girdiğim zaman burası testici atölyesi olarak çalışıyordu, demek ki o zaman çalışıyordu.Şimdi niye o zaman çalışıyordu da bu zaman çalışmıyor çalıştıramıyoruz. Belki sizin sorunuzun cevabı da bu olacak galiba.Osmanlı döneminde orası işlevini sürdürüyor ve bakımı yapılır kullanılan her şeyin bakımı yapılır.Bugün terk edildi ve ben geçenlerde gittiğim zaman bile bir sürü yerleri akmış,kullanılmayan bakımı yapılmayan bir şey zamanla kader tahribatına uğramaması mümkün değil.Dolayısıyla şimdi kervansaraylarda daha çok şehir dışında şimdi oralara dediğimiz gibi amacına uygun bir kervansarayı çok güzel bir otel haline getirirseniz eyvallah çok güzel . Şimdi Avrupa’da falan çok güzel örnekleri var . İşte bizim Kuşadasında Osmanlı döneminden Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı var. Edirne’de kervansaraylar çok güzel otel haline getirilmiş . Özellikle de kullanılabilir böyle çok yüksek fiyatlı da değil.Konya ya böyle bir şey yapayım derseniz çok güzel olur ama uygulanırlığı nasıl olur bu benim meselem değil.O artık işletmecilerin sorunu.Çok güzel olur ancak şehir dışında yani Konya da daha otelcilik problemlerimiz halloldu mu ki daha şehir içini halledebildik mi ki şehir dışına bakalım .. Bir şekilde yapılsa çok güzel olur ama ben şu anda gördüğüm kadarıyla ne Kızılören Handa ,ne Zazadın Handa ne Horozlu Handa böye bir otel sisteminin şu andaki düşünceme göre çok iyi bir şekilde uygulanabileceğine biraz tereddütle bakıyorum.
-Selçuklu sanatının en güzel örneklerinden biride halı.Ancak bizim bir halı müzemiz bile yok.Bir sanat tarihçi olarak buna bakış açınız nedir?
Benimde gönlümden geçen bir şey. Selçuklunun başkenti Konya’da , dünyada bu kültürü öğreten bir sanatın başkentinde bir halı müzesini görmek en büyük hayallerimizden biridir.Halıyı dünya kültürüne tanıtan Türkler , halıların depolarda çürümesini istemeyiz.Bundan 5 -6 sene önce Alaaddin camisinin halıları ile ilgili bir çalışma yapılmıştı.Buradaki halılar vakıfların ve müftülüğün depolarına kaldırıldı.Öylece de kaldı. Konya halılarının bir kısmı yüzlerce çok da güzel halılar,Buradan İslam eserleri müzesine götürüldü.Ancak bunlar çok azdı.Selçukluların en eski halıları Alaaddin Camisinde çıktı. Alaaddin Camisinde ve türbelerinde.Enteresandır İstanbul’ daki Türk İslam Eserleri Müzesine giden tarihi esere sahip Selçuklu haklıları türbelerden çıktı.Demek ki Alaaddin Keykubat bu camisini bitirdikten sonra buralara çok özel halı dokutmuş.Bunu kesinlikle söylemek mümkündür.Yoksa bu kadar güzel halılar parça bölükte olsa bu kadar güzel halıların Alaaddin camisinde bulunması tesadüf değildir.Bu Konya’nın Selçuklunun halı merkezi olması ile ilişkilendirilen bir olaydır.Zaten ilk halıyı biz Orta Asya’dan hun Türkleri zamanında halı dokunmuştur.Beşinci pazirik kazısında çıkan dünya sanat severlerince pazırık kazısı halısı olarak bilinen bu halı santimetre karesinde 36 düğüm bulunan Türk Gördes düğümü dediğimiz bir halıdır.Bundan daha eski ve daha güzel bir halı yoktur artık.Dolayısıyla bu halının ilk kullananlar Türklerdir.Halının en güzel şekilde sunumunu Türkler yapmıştır.Madem bu kadar zenginiz kalanlarını da korumak zorundayız.Konya’da Selçuklunun başkenti ise Konya’da birkaç tane halıyı müzede koruyoruz ama buda yetmez .Ancak Konya’ya son derece büyük ve modern bir halı müzesi kurulması gerekmektedir.O çağın eserleri olan yüzlerce halının sergilendiği ve Selçuklu başkentine yaraşır ve Türk dokuma sanatının bütün örneklerini ve çeşitlerini içine alan bir müzenin Konya’nın gelecek içinde , gelecek nesiller içinde övünebileceğimiz, gurur duyabileceğimiz bir kültür eserlerinin teşhir edilmesiyle ayrı bir anlam kazanacaktır.Konya’yı tanıtmanın en güzel yollarından biride bu.Ben bunu çok önemsiyorum.Tabi öyle modern bir müze yapmak kolay değil ama zorda değil.Sonuçta malzemen var.Avrupa’nın başka ülkelerine gidip geçen Mayıs ayında Türk sanatları kongresi için İspanya Madrid’e gitmiştik.Orada bir resim müzesi var.Aman yarabbim.İnanın müzeyi üç günde gezemezsiniz.Avrupa’yı Avrupa yapan en büyük faktörlerden biri sanat resimdir.Madrid’deki müzede binlerce tablo özel koruma alanları ve özel müzecilik teşhir anlayışı ile ve görevlileri ile çok güzel.hem oradaki resimlerden bir tanesinin bile resmini çekmeniz mümkün değil.Bu kadarda bakımlı ve korunaklı.Resimleri bölüm bölüm ayırmışlar ve her bölüme ayrı ücretle giriyorsunuz.Madem İspanyollar böylesine mükemmel bir resim müzesi yapmışlarda , dünyada dokuma sanatını en iyi bilen,Avrupa’ya halıyı öğreten, bu kültürü dünyaya tanıtan bir milletin halı gibi kültür varlıkların depolarda çürümesi ve paslanması , yok olması reva mıdır? Böyle bir revaya bu kültür ve sanat müstehak mıdır? Geçmişi bir kenara atıp başka işlerle uğraşmak olmaz.Bunlarla da uğraşılsın.Çok güzel çalışmalar ve gayretler var.Bütün bu güzel şeyler yapılırken de bu eserlerimiz için bir yer ayırmak lazımdır.Halılarımızın depolarda göz göre göre çürümesine gönlümüz razı olmuyor.halı çok önemli bir kültür varlığımızdır.14.15 ve 16 yüzyıllarda yaşamış Avrupa’nın en büyük ressamlarının tablolarında Türk halıları vardır.Bunu şimdiye kadar kimse fark etmedi.Avrupa’nın en tanınmış ressamlarının tablolarında ya bir sehbanın üzerinde ya yerde ya da duvarda Türk halısını görmek mümkündür.Avrupalarda bu kadar değer gören halılarımızı depolarda çürütüyor olmamız, bu sanat bunu hak etmiyor diye düşünüyorum.
-Zindankale otoparkının son durumu hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Burada bir halı müzesi olamaz mıydı?
Son kitap fuarına gittiğimde oranın ışıklandırıldığını ve özel koruma altına alınmış. Atıl durumdan kurtarılmış.Belediye bütün bunlara sahip çıkmış.Kale surları kitabeleri ve bilgileri ile orada koruma altına alınmış.Hiç olmazsa oraya gelenler bunların görülmesi bilinmesi ve sahip çıkıldığını görmeleri açısından iyi olmuş.Yerel yönetimlerce sahip çıkılıyor.Özellikle son yıllarda Konya’da eski eserlere sahip çıkıldığını,eserlerin etrafı çevrildi, bahçeler yeşillendirmeler yapıldı.Eleştirdiğimiz kısımlarda vardır ama bunları da takdir etmeliyiz.Ancak bu yetmiyor.Konya’ya bir halı müzesi çok yakışacaktır.Bunları idarecilerimize hatırlatmak lazımdır.Herkesin uzmanlık alanı vardır.Basın ve sanat tarihçileri olarak gördüğümüz eksiklikleri söylememiz gerekir.İlerisi için olumlu olacağını düşünüyorum.Konya köşkünü ayağa kaldırma gibi.Tereddütüm var ayağa kaldırmak kolay değil,
Kazıların düzenli yapılması, kazı çalışmalarının sonuçlarının olumsuz olacağını düşünülmeli,sanat kazıları titizlik ister.Konya köşkü Selçuklunun ilk sarayı.Bu sarayın garip bir şekilde sadece bir bölümünün kalması hepimizi hüzünlendiriyor.En kısa zamanda güzelce restore edilip bu tarihi binanın kurtarılmış olmasını gönlümüz istiyor.Restarosyon sıkıntılı bir olay kaş yapayım derken göz çıkarmamalıyız.niyet iyi ama iyi düşünüp incelemek lazım.birilerine sadece yaptırmak için ticari amaçla düşünen insanlarda olabilir.Çok hassa s noktaya gelmiş eserin yok olmasını önlemek lazım.Aceleye ve kenara atılacak bir konu değil.
-Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim
Röportaj ve resim:Mustafa Ekmekcioğlu
(KONYA POSTASI)