KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN TANIMI
Küçükkendirci, yaptığı yazılı açıklamada, kadına yönelik şiddetin, kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma olarak tanımlandığını belirtti.
CİNSİYETE DAYALI ŞİDDET!
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Uluslararası Dayanışma Günü'nün kadınlarla ilgili diğer günlerden farkı bulunduğunu vurgulayan Küçükkendirci, şunları kaydetti:
''O da dünya üzerinde yaşayan tüm kadınların ve kız çocuklarının giderek artan ve çeşitli biçimlerde maruz kaldıkları cinsiyete dayalı şiddete odaklanılmış olmasıdır. Kadına yönelik şiddet olgusu, hem kadını hem de tüm toplumu saran sosyoekonomik koşullar, politik gelişmeler ve kültürel etkenlerle birlikte değerlendirilmesi gerekliliği dünya gündeminde tartışmasız ortadadır. 6.7 milyarı aşan dünya nüfusunun en az yarısı kadınlardan oluşmakta iken dünyada kadınlar arasında yaşam boyu fiziksel şiddet görme sıklığı yüzde 13 ile yüzde 61 arasında değişmektedir. Erkek ve kadın nüfusu hemen hemen eşit olan ülkemizde de kadınların yüzde 34.5'i hayatları boyunca en az bir kez eşi tarafından şiddet görmektedir.''
RAKAMLAR BUZ DAĞININ ÜSTÜNÜ GÖSTERİYOR
Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM), Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen, 17 bin 168 kişi ile yapılan görüşmelere dayanan ve 2009 ocak ayında yayınlanan ''Türkiye'de Kadına Yönelik Şiddet Raporu''na göre evli kadınların yüzde 11-29'unun eşinden ağır derecede fiziksel şiddet gördüğünü aktaran Küçükkendirci, sayısal olarak ifade edilen rakamların görünen buz dağının yalnızca üstünü gösterdiğini savundu.
BÜTÜN BİREYLERE SORUMLULUK DÜŞÜYOR
Şiddetin, buzdağının altında kalan kısmında büyüyerek sosyal, ruhsal, fiziksel ve ekonomik anlamda yaşanan olumsuzluklarıyla kendini gösterdiğine değinen Küçükkendirci, şöyle devam etti:
''Aile içi şiddet, yetersiz beslenmeye, kronik hastalıkların artmasına, madde bağımlılığına, beyin travmalarına, organ travmalarına, geçici ve kalıcı çeşitli hastalıklara, kronik ağrıya, pelvik enflamatuar hastalıklara, jinekolojik problemlere, düşüklere, düşük doğum ağırlıklı çocuk doğumlarına, anne ölümlerine ve intiharlara neden olmaktadır. Şiddet mağduru ve risk altındaki kadınlarda depresyon, organik nedeni olmayan ağrı ve bayılmalar, uykusuzluk, başağrısı, yoğun korku ve kaygı duyma hali sık olarak görülen belirtiler olarak görülmektedir. Kadına yönelik şiddet, bir insan hakları ihlalidir ve neden olduğu sağlık sonuçları ağırdır. Kadına yönelik şiddet önlenebilir. Önlenmesinde başta devlet olmak üzere toplumun bütün bireylerine sorumluluk düşmektedir.''
(KONYA POSTASI)