Eğitimi bir amaç olarak üstlenin, araç olarak üstlenmeyin  
“ Öğretmenler sevgi abideleri” adlı yazı dizimizin bugünkü bölümünde, İvriz Öğretmen Okulunun 1952 yılı mezunlarından Trabzon-Maçka, Karaman- Karacaören, Seydişehir-Çavuş, Seydişehir-Karacaören ve Konya Merkez İzzetbey İlkokullarında öğretmen ve idareci olarak çalışan, eğitimci, şair, yazar, kendi adıyla anılan Celal Akın Ortaokulu, sonra Lisesi ve bugün Celal Akın İlköğretim Okulu olarak anılan okulu Milli Eğitime kazandıran Celal Akın’ın anlattıklarını ve hatıralarını yazı dizimizin üçüncü bölümü olarak sizlerle paylaşıyoruz  
   2011-11-23 02:15:14  

 

TÜRK YAVRUSUNUN OKUMA DEFTERİ

 

1934 yılında Seydişehir’in Karacaören köyünde doğdum. Köyümüz Konya Seydişehir  karayolunun 60.kilometresinde. Babama Mehmet Efendi, anneme Gökkız Fatmaana derlerdi.

Babam 1908 ilkokulu mezunu. Bugün Üniversite mezunlarına taş çıkartır bir adamdı.

Ben altı kızdan sonra doğmuşum. Onun için bayağı kıymetliydim.

Rahmetli anam, “ Hatıp olacaksın Celalım, Katip olacaksın Celalım” diye beşiğimi sallamış.

O devirde köy yerinde okuma yazma bilen bir Hatıplar yani İmamlar var, birde köye gelip giden Katipler.

Babam kurtuluş savaşını baştanbaşa yaşamış, Atatürk ve İnönü’yü görmüş bir adamdı. Kimse kızlarını okutmaz, okula göndermezken, babam benden evvel ablalarıma okuma yazma öğretmişti.

Ben küçük yaşlardayken, köyün delikanlıları akşam eve gelirler babam onlara okuma yazma öğretirdi.

Birgün babam ablamın önüne bir defter koydu. Defterin üzerindeki yazıyı okumasını istedi. Ablam okuyamadı.

Ben dedim ki, “ Türk yavrusunun okuma defteri” defterin üzerinde öyle yazıyordu. 75 sene evvel defterlerin üzerindeki yazı böyleydi.

Ben okuyunca gel gel dedi, sen okuma çağına gelmişsin.

Okumayı, yazmayı, matematiği, dört işlemi yani ne biliyorsa babam bana öğretti. 8-9 yaşlarına geldiğimde İlkokulu bitirecek seviyeye gelmiştim.

Köyümüzde okul yok. Etrafımızda İnlice gibi Çavuş gibi büyük köyler olsa da, en yakın okul Beyşehir Üzümlü Kasabasındaydı. Üzümlü bize tam dokuz saat mesafedeydi.

 Babam beni oraya yazdırmayı düşündü. Bu kararı aldıktan sonra, atına bindi ve gitti. Biz birkaç gün sonra anca gelir diye beklerken, akşama doğru geri geldi.

 Çavuş’ta çok sevdiği Haydar Hoca diye bir arkadaşı vardı. demiş ki, bir tek erkek evladın var, dokuz saat mesafeye gönderme, bana gönder Kuran öğreteyim, yetiştireyim demiş.

O günlerde Köy enstitüleri açıldı. yakın köylere eğitmenler geldi.

Eğitmenleri üç aylık bir kurstan geçirip, köylere gönderiyorlardı.

Eğitmenler köye ilk eğitim ışığını yakan, İlk Türk bayrağını çeken, ilk İstiklal Marşını söyleten insanlardı.

17 lira aylıkla görev yaptılar. Eğitmenler boz bir golf pantolon ve boz bir ceket giyerlerdi.

Bizim köye eğitmen olarak gelen, bizim köyden Halil İbrahim diye biriydi. Köyde çok muteber bir adam değildi. Üç aylık kurs gördükten sonra, eğitmen olmuş gelmişti..,

Babam , bu dedi senin kadar okuma yazma bilmez.

Ertesi gün benim emsalim ne kadar çocuk var, okula gitti. Benimde içim gidiyor. Babam da beni aldı çifte götürdü.

O gün bana ne dediyse dalıp dalıp gitmişim. Babam bu halimi görünce, sen okumaya gideceksin değil mi dedi. bende evet deyince, bir sonraki gün beni de yazdırdı.

Adam alelusul okuma yazma öğrenmiş, dört işlem bilmiyor. Baktı ki, ben okuma yazma biliyorum. Şöyle yap Celal, böyle yap Celal diye bütün işi üzerime yıktı. Bu böyle 5-6 ay kadar devam etti.

Babam burada heder olacaksın dedi. Beni Beyşehir’e yakın Hüseyinler köyündeki Eğitmene götürmeye karar verdi.

Bizim köyün eğitmeni o eğitmene varıp, Celal’i alacaksan onun emsali bende 15 çocuk daha var onları da alman lazım diye söyleyince eğitmen beni almaktan vazgeçti.

 

İLKOKULU KOZLU’DA BİTİRDİM

 

Köyümüze yakın Kozlu’da okul açılmıştı. Burada bir eğitmen birde öğretmen vardı. eğitmenlerin olduğu okullar üç sınıflı, öğretmenin olduğu okullar beş sınıflı okullardı.

Orada İbrahim Dindar diye bir öğretmen vardı. Beni ben yapan o oldu.

Bana bir şeyler okuttu. Gel gel dedi, sen buradakilerin hepsinde ileridesin.

Bizim köyün eğitmeni, öğretmene bir not yazmış, Celal’i alırsan bendeki 15 öğrenciyi de alman lazım diye.

Öğretmen beni çağırdı. Şu notu oku dedi. okudum. Birde arkasını oku dedi 

Meslektaşım Halil İbrahim, Celal’i aldım. Celal ayarında kaç öğrencin varsa hepsini getir alayım diye yazmış.

Eğitmen diğer arkadaşları göndermedi, ancak oğlu Bekir’i gönderdi. Biz köyümüze yürüme 1-1.5 saat uzaklıktaki Kozlu’ya birlikte gidip gelmeye başladık.

Beş sınıflı Kozlu İlkokulundan Pekiyi derece ile mezun oldum. Eğitmenin oğlu Bekir’de orta derece ile mezun oldu. Öğretmenim babama beni İvriz’e göndermek istediğini söylemiş. Babam da okuma can atıyordu.

O zaman fiş dilekçeler vardı. fiş dilekçeleri doldurduk. Teslim ettik. Harman zamanı eğitmen ortadan kayboldu.

Babam bu senin işi bozmaya Ereğli’ye gitti diyerek kalktı gitti. Gerçekten de, benim fiş dilekçem okulda kaybolmuştu. Babam araştırttım, sakladıkları yeri buldurdum, merak etme seni imtihana çağıracaklar dedi.

İmtihanlara yakın eğitmen yeniden kayboldu. Babam Konya’ya varmış. Seydişehir’in encümenlerini bulmuş. Dur demişler, biz sana Ereğli’nin encümenlerini bulalım. Ereğli’nin encümenlerine durumu izah eden ve benim okula alınmam konusunda bir mektup yazdırmışlar.

Babam almış mektubu, İvriz’in Okul Müdürüne getirmiş. Müdür buyur baba demiş, ne istiyorsun?

Babam da, Müdür Bey demiş Allah bana bir erkek evlat verdi. Bende Allah’a onu okutacağıma dair söz verdim. Müdür babamın getirdiği mektubu yırtmış. Sen demiş benim için bu mektubu yazanlardan daha kıymetlisin. Celal Akın okula alınacak diye bir kağıda yazmış babama vermiş. Babam da, ben bu kağıdı belki kaybederim demiş, cebinden çıkardığı küçük defteri uzatmış, aynı şeyleri buraya da yazar mısın demiş. Müdür aynı sözleri o deftere de yazmış.

 

İLGİYLE KARŞILA!

 

İmtihan için İvriz’e geldim. İlçe ilçe isimleri okuyorlar. Seydişehir okundu benim adım yok. İhsan Baykal diye bir Eğitimbaşı var. ona sordum. Çık dışarı dedi, adın yok işte…

O arada eğitmen geldi. durumu sordu. Elimdeki kağıdı gördü. Ver dedi ben vereyim. Bekle burada. Ona gözükmeden onu takip ettim.

Binadan içeri girmedi. Az sonra yanıma geldi. beni dedi içeriye almadılar. Birde senin yüzünden azar işittim. Peki dedim sana verdiğim kağıt ne oldu? Yırttım attım.

Babam ne olur ne olmaz diye müdürün imzaladı defteri de bana vermişti.

Seydişehirli ağabeyler vardı. müdürü onlara sordum. Karşıda kanapede oturuyor dediler. Yanına vardım. Buyur evladım dedi. Babama yazdığı yazıyı gösterdim. İhsan beye bir not yazdı.

İlgiyle karşıla!...

İhsan bey o yazıyı görünce şöyle dedi, Müdür babanı nereden tanıyor? Asker arkadaşı herhalde dedim.

Adımı listenin altına yazdı.

İmtihana girdiğimde öğretmenlerden birinin dikkatini ayağımdaki işlemeli çoraplar çekti.

Nerelisin?

Seydişehirliyim.

Ne güzel çoraplar bunlar, bana verir misin?

Vermem öğretmenim. Anama mektup yazayım sana da örsün.

Yok yok dedi, şaka yapıyorum.

Türkçe kitaplarında tatlılık diye bir parça vardı. Onu okuttular, anlattırdılar ve ana fikrini sordular. Cevaplarımdan memnun olarak aferin dediler. Karaciğerin görevi, meridyen-paralel tarifinden sonra tahtaya geç dediler, orada bayağı kesir, arkasındanda bir orantı sordular. Sınavlar biti.

Okul Müdür Sefa Güner, İlçe ilçe kazananları okumaya başladı. Seydişehir dedi ve ilk olarak benim adımı okudu. Ardından da gel evladım buraya dedi. Müdürün yanına geldim.

Bu arkadaşınız dedi birincilikle kazandı.

 

ÜÇ SIKMA, BİR BÖREKLE DÜŞTÜM YOLLARA

 

1952’de okulu bitirdim. İvriz’in son Köy Enstitüsü mezunlarından biriyim. Tayinim Trabzon-Maçka –Cin Ali köyüne çıktı. 31 Temmuz’a kadar başlamazsan maaş alamazsın dediler. Babamla birlikte Doğanbey’e gittik. Oradan Maçka Mili Eğitim Memurluğuna bir telgraf çektik. Yola çıktım. geliyorum, beni göreve başlatın diyen bir telgraf.

 Trenle üç günde Erzurum Aşkale’ye vardım. Aşkale’den açık bir buğday arabasına binerek Bayburt’a geldim. Bayburt’tan Gümüşhane’ye, oradan da, Zigana Dağlarını aşıp Maçka’ya ulaştım.

Milli Eğitim Memuru Zihni Bey, gelmeseydin ben başlatırdım dedi. Maçka 80 haneli bir yer. Beni evinde misafir etti.

Ertesi gün görev yerimi görmek istediğimi söyledim. Tarif etti. Anam rahmetli yolda yersin diyerek üç tane sıkma koymuştu. Zihni Beyde bir börek verdi. Düştüm yola. Bir süre sonra baktım ki değil yol, çığır bile yok. bir tepenin başında baktım bir adam, bir çocukla birlikte yanlarında eşekleri geliyorlar. Onlara Cin Ali köyünü sordum.

Adam Nerelisin dedi. Konyalıyım dedim. Tonyalı mı dedi. Beni Trabzon’un ilçesi olan Tonyalı sanmıştı. Konya diye birkaç kez söyleyince, madem Konyalısın ne işin var bu dağlarda dedi. Öğretmen olduğumu söyleyince, köyü tarif etti.

Köyü buldum. O kadar uzun yoldan gelmem rağmen ne ormancı, ne muhtar aç mısın, tok musun, bir çay iç demedi. Jandarmalar, hava kararınca yolu bulamazsın gel bu akşam burada yat, sabah gidersin dedilerse de, gerisin geriye düştüm yollara.

Maçka yolunda tam yolu kaybettiğimi düşünürken, karakola dönen iki askere rastladım. Onlarda karakola dönelim dedilerse de siz dedim bana yolu tarif edin.

Yolu tarif ettiler. Yağmur başladı. Karanlık çöktü. En nihayet transit yolu gördüm. Bir kuytuya oturdum. Anamın verdiği sıkmaları ve Zihni Beyin verdiği böreği yedim. Kendime geldikten sonra, fundalıkların arasından yola inip Maçka’ya geldim. Yatsı olmuştu. Bir kahvehaneye geldim. Kahveciye aç olduğumu söyledim. Kahvenin yanında bakkal dükkanı varmış. Kahveci bana oradan ekmek peynir, zeytin getirdi. Kahvenin üzeride otel dedi. isterden burada kalabilirsin diye de söyledi.

Karnımı doyurdum. Üst kata çıktım.

Ertesi gün Zihni Beyle görüşüp, Trabzon’a gittim. Otobüs yazıhanelerini işletenlere simsar derlerdi. Simsarlar vasıtasıyla Samsuna bir bilet buldum. Samsunda bir gece yattıktan sorma Ankara’ya oradan da Konya’ya geldim. Babama görev yerimi cennet gibi bir yer diye anlattım.

 

CELALİN TAYİNİ KONYA’YA ÇIKTI

 

Okullar Ekim ayında açılırdı. Ekim ayından önce köye vardım. Bu sefer Samsun üzerinden gittim. Okulu açtım. Çocukları yazdım. Eski harap bir bina. İçinde iki-üç sıra var. benden önce bir eğitmen varmış. Benim geldiğimi duyunca ayrılmış. Maçka yürüme  2-3 saat. Kitap-defter yok. önce Maçka’dan kitap-defter getirdim. Sonra çocukları çağırdım. Tahta var mı? Var öğretmenim dediler. Keser, rende var mı? Onlarda var öğretmenim. Çocuklara sıra yaptım. Baktım tuvaleti kız erkek ortak kullanıyorlar. Taş getirebilirsiniz diye sordum. Çocuklar getiririz deyince, iki göz bir tuvalet yaptım. Böylece kızların ve erkeklerin ayrı tuvaleti oldu. Okulda bize taş işçiliğini, marangozluğu öğretmişlerdi.

Orada bir sene kadar görev yaptım. Daha sonra tayin istedim. Yaz tatilinde Konya’ya geldiğimde bir öğretmen arkadaşın babası Celalin tayini Konya’ya çıkmış diye haber getirdi.

Karacaören’i yani kendi köyümü istedim.

Ben oldu diye sevinirken bir de baktım ki, tayinim Karaman Karacaören’e çıkmış. O zaman yenide evlenmiştim. Hanımı alıp Karaman’a gittim. Karacaören bir Türkmen köyüydü.

54 öğrencim vardı. babalarını çağırdım. Bir terzi ve manifaturacıyla anlaştım. Çocuklar önlük ve yaka yaptırttım. Çiçek gibi oldular. Müfettiş geldiğinden gözlerine inanmadı. Karamandaki toplantıda 96 köy içerisinde kıyafet birliği tamamlanan bir tek köy var o köy Karacaören köyü diye beni üç-dört kez kutladı.

Karaman’dan sonra Seydişehir Çavuş Köyüne öğretmen oldum. Bir bisiklet aldım. bisikletle gidip geliyorum. Bir süre sonra bizim köyün öğretmeninin tayini kendi köyüne çıktı. Babam biraz uğraştı. Kendi köyüme geldim. Baktım ki, kendi köyümde de kıyafet birliği yok. dayım terziydi. Birde makine getirtmişti. Teyze oğluda manifaturacıydı.

Kız çocukları okula devam etmiyorlardı. Akrabaları ikna ettim. Akrabalar kız çocuklarını okula gönderince, diğerleri mecburen gönderdi. Göndermeyeni mahkemeye vereceğimi söyledim.

Neticede öğrenciler geldi. kıyafet birliğini sağladım. Maaşım o yıllarda 88 liraydı. Bir önlüğün maliyeti ise 3-4 lira civarındaydı.

Konya’dan bir yer almıştım. Yaşar Doğu İlkokulu Müdür Hasan Kiraza arkadaşımdı. Boş okul müdürlükleri var dedi. başvursana. Sene 1967 bir dilekçe yazdım bıraktım köye döndüm. Tayinim Cemal Tural İlkokulun Müdürlüğüne çıkmış.okula gittim okul kilitli. Okulun müdür Vekili Münevver Hanım Albayın karısıydı. Albay ben  Cemal Tural Paşa’ya söyledim. Siz iyi bir insanmışsınız amma benim hanım bu okula çok emek verdi. Bu okula o Müdür olacak siz giremezsin, dedi. bana da Milli Eğitimden git diyorlardı. Ben de okulun girişinde oturup oturup geliyorum.

Demirel Konya’ya gelecek dediler. Başbakanı bizde karşılamaya gittik. Karşılamada Münevver Hanıma dedi ki, Vali Beye emir verdim. Senim işi yapacak. Ben de duydum.

Öğretmenler derneğinde tavla oynarken Milli Eğitimden bir görevli geldi. Celal Akın’ı Durmuş Ali Bey istiyor dedi. Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Durmuş Ali Bey gel Celal Bey dedi birlikte Vali Ali Rıza Aydos’un yanına gittik. Vali Bey, sen de devlet memurusun bende dedi, bana bir şey sorma, hangi okulu istiyorsan seni oraya vereceğim. İzzet Bey İlkokulu Müdürlüğü boştu. İzzet Bey İlkokulunu dedim. Hemen yazısını yazın getirin dedi. Bana bir kahve söyledi biz kahvelerimizi içerken, yazı yazıldı geldi. İzzetbey İlkokuluna Müdür olmuştum.  Bu okulda 14 yıl görev yaptım ve bu okuldan emekli oldum.

 

SAKIN HA YAKINMAYIN

 

Sevgili öğretmenler çok kutsal bir görev yapıyorsunuz. Biz bugünkü Türkiye’nin temellerini attık. Yılmadık, yorulmadık. Karda çalıştık, kışta çalıştık, aç yattık. Dört bin yıl önce söylenen bir Çin atasözü var.

Yarını düşünüyorsanız ekin ekin, on yıl sonrasını düşünüyorsanız ağaç dikin, elli yıl sonrasını düşünüyorsanız eğitime ağırlık verin, insan yetiştirin.

Türkiye’nin kalkınmasının altında 1940’lı dönemlerin öğretmenlerinin çabası ve gayreti yatıyor.

Eğitimin kutsallığına inanın.

Görevinizi sevin.

Görevinize bağlı olun.

Eğitimi bir amaç olarak üstlenin, araç olarak üstlenmeyin. Ben yurduma, milletime hizmet edeceğim diye düşünün.

Sakın ha yakınmayın.

Acizlenmeyin.

Seksen sekiz lira aylık aldığım günlerde, evimdeki radyonun pil- bataryası 73 liraydı. Elli beş liraya bir ayakkabı yaptırdım. Köy yollarına üç gün dayanamadı, ökçesi çıktı.

Mukayeseyi buna göre yapın.

Ben ilk görev yerime bir haftada ulaşabildim. Köyüme dönmede bir haftayı buluyordu.

Yakınmayı bırakın.

Biz Türkiye’nin o günlerini kurmaya çalıştık. Yarının Türkiye’sini sizler kuracaksınız. Hepinizin Öğretmenler gününüzü kutluyorum.

 

(KONYA POSTASI)
 
Bu Haber 360 Kez Okundu.  
   
 
 
 
  Yorumlar 2 Onay Bekleyenler 0  

misafir 2012/02/29 03:35
ah be tahir abi, yenileyemezsiniz kendinizi tabi.. ne işi vardı o şirkette emekli askerlerin, ibrahimlerin, irfanların... siz, adnan ağa,salim ağa sizler vefa borcu diye neden adamlara finans müdürlüğü verdiniz... nereye gitti o paralar.. bir vefasızlık örneğide sen yapmışsın abicim, biz bu afrayı buralara getirdik diyorsun ya hani, Mütahir Çınar bey olmasaydı ne o afra kurulurdu ne de bu kadar yol alırdı. yıllarca genel müdürlük yaptı, marka yaptı afrayı ve sizlere bıraktı gitti adam izmire, 3 sene bile taşıyamadınız, Mütahir beyin 6 sene kurup taşıdığı şirketi.. bahsetmemekle büyük vefasızlık yapmışsın abicim...
misafir 2011/11/24 13:45
bu yazı dizisinin 1. ve 2. bölümü nerde.bir link koysanız onlarıda görebilsek.


600
   Karakter Kaldı.

Üye olmayan okurlarımızın yorumları "Misafir" kullanıcı adıyla yayınlanmaktadır.

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!

 
   
 
   
   


KÜNYE

ÖMER KARA GAZETECİLİK İLETİŞİM GIDA İNŞAAT TURİZM SAN. TİC.LTD. ŞTİ adına

İMTİYAZ SAHİBİ

ÖMER KARA

 

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

ÖNDER ÇİFTCİ

 

EDİTÖRLER

NİHAT ERDOĞAN

MURAT GÜZEL

MUSTAFA EKMEKCİOĞLU

 

REKLAM VE HALKLA İLİŞKİLER

ESER ALDEMİR

GÜLFEM ALADAĞ

KADİR ERGÜN

FADİME FEYZA TUNÇ

 

HUKUK DANIŞMANLARI

AV. SİNAN ÖZKAN

AV. ABİDİN GÜRSOY

İLETİŞİM

Sultan Cem Caddesi 1. Form Apt. No:1/23
Selçuklu/KONYA

Tel: 0 332 321 87 70

Faks: 0 332 321 87 69

bilgi@konyapostasi.com.tr

ajans@konyapostasi.com.tr

muhasebe@konyapostasi.com.tr

haber@konyapostasi.com.tr

reklam@konyapostasi.com.tr

spor@konyapostasi.com.tr

Bize Ulaşın
Adınız

e-Posta

Konu

Mesaj

Güvenlik Kodu