İşte “yaşam hanesi”nde “üniversiteli olabilmek” gibi güzel bir yazgısı olan bireyin ruh halini, sağlığını, aile ve toplum içindeki konumunu, hadi bir adım daha ilerisine gidip “sosyal ve biyolojik bağışıklık sitemi”nin durumuna birlikte bir göz atalım.
Başlangıç aşamasında: Yıllardır hazırlandığınız, son bir yılında artık maksimum performans gösterdiğiniz, çok çalıştığınız, uğruna fedakarlıklar yaptığınız engeli aştınız; sınavı kazandınız. Herkes sizi tebrik ediyor, özgüveniniz artıyor ve daha da önemlisi yeni bir hayat başlıyor artık sizin için. Ancak;
Sınavı kazandınız, da… Peki şimdi ne olacak? Büyük olasılıkla yaşadığınız şehirden farklı bir yere gideceksiniz. Türkiye'de üniversiteli olmak nasıl bir duygu? Yeni bir hayat bekliyor sizi Ne istediğiniz zaman yemeğinizi önünüze getirecek anneniz, ne ders çalışmadığınız için size kızan babanız, ne size emek veren öğretmenleriniz ne de arkadaşlarınız yanınızda olmayacak. Yapayalnızsınız. Bir boşluk, bir kaygı, bir korku dönemi belki.
UYUM DÖNEMİ: Artık yeni gerçeğinizle barışmanın zamanı geldi. Artık hayatınızı yeniden ve yepyeni malzemelerle inşa etme vakti. Yeni dostluklar, yeni ortamlar. Üniversitenin devasa yapısı belki, farklı doğadan yöreden insanların varlığı belki, yurtta yaşamanın kaçınılmaz deneyimleri, derslerin içeriği ve yoğunluğu: bütün bunlar kişinin kendisine değer vermesini, beslenmesini, uykusunu, uyku saatlerini, sporunu, sosyal faaliyetlerini derinden etkileyen bir yumağa dönüşür.
ZORLUKLAR DÖNEMİ: Merhaba denilen bu yeni hayatta kısa bir süre sonra “Üniversiteyi kazanmakla her şeyin bittiği” zannının ne kadar yanlış olduğu hızla anlaşılır. Öğrenciler arasında oldukça yaygın bir anlayış var. O da, “Üniversiteye kapağı attım”, gerisi kolay diye özetlenebilir. Fakat bu doğru değildir. Üniversiteyi kazanarak herhangi bir bölüme yerleşen öğrencinin; kazandıkları bölümü beğenmemeleri, derslerin zorluğu ve sosyal uyum, barınma, burs yetersizliği gibi sebeplerden dolayı okudukları üniversiteyi bırakabilmektedir. Henüz bir “aidiyet duygusu” geliştirmemiştir. Bu durum yapılandırılması en zor dönemdir. Üniversite öğrencisinin en büyük handikabı “özgüven eksikliğini” doğurur. Özellikle küçük kentlerden Büyükşehirlere gelerek öğrenimini sürdürmek isteyen öğrenciler, bu şehirlerde kendi yaşamları dışında bir gerçekle karşılaşır. Sık kendini sorgulayan, çekinken ya da daha saldırgan, zorluklarla baş edemeyen birine dönüşme ihtimali yükselir.
Baş etme dönemi: bir psikologun dediği gibi “ – bir genç için üniversite hayatı çoğu zaman özgürlük ve bağımsız yaşam fikrini beraberinde getirir. Dolayısıyla kendisini yeterince tanımamış bir genç için hayatının ilerleyen dönemlerinde utanç duyacağı davranışlar sergilemesi için ortam sürekli olarak genci davet etmektedir. Tam bu noktada nitelikli nezih bir arkadaş çevresi, niteliksiz, hedefsiz, gayesiz akran çevresine galip gelirse bu genç arkadaşımız için gözümüz arkada kalmayabilir. Bu yaşlardaki gençlerin en büyük psikolojik özelliği hayatını anlamlandırmak, hedeflerini tayin etmek, geleceğini planlamakla ilgilidir. Hayatı, evreni, kendini, çevresini ve kendisinin bunlarla ilişkisini kavrayan genç, konumlandırdığı hayat ekseninde kendisine bir yön çizer ve o düzlem içerisinde emin adımlarla ilerlerse başarılı olur.”
UYUM VE BAŞ ETME DÖNEMİNDEKİ ENGELLER: Basit bir soru: Neden bazı gençler üniversite hayatına rahatça uyum sağlar ve kolayca baş etme yolları geliştirirken diğerleri zorlanır? Akademik pencereden bakarsak:
a. Üniversite ortamına dair sorunlar: Son yıllarda artan üniversite sayısı, kampus şartlarının zorluklarını da beraberinde getirebilir. Sosyal alanların azlığı, yetersiz eğitim araçları ve gereçleri, barınma sorunları, akademisyenlerin azlığı gibi sorunlar ilk günlerde hayal kırıklığı ve uyum sorunlarına neden olabilir.
b. Bireye dair sorunlar: Seçtiği üniversiteyi yeterince tanımaması, meslek seçiminde kararsız oluşu, aileden ilk defa uzaklaşması, yeni bir ortamda yaşama deneyiminin olmaması, liseden çok farklı arkadaş ve hoca ilişkilerini yürütmede çelişkiler yaşaması.
c. Ekonomik sorunlar, farklı bir kültüre uyum sağlamada zorlanma, alışkanlıkların değişmesi ve baş etme yollarının bulunmasında yaratıcı olamama gibi deneyimler ilk günler için hayatı zorlaştırabilir. Genç bireyin sosyal becerilerinin yetersiz oluşu, ailesine bağımlı veya sorunlu bir ilişkinin olması bu bağımsızlaşma döneminde belirleyici etkenler olarak göze çarpar. Benzer bir şekilde, aşırı beklentiler de hazırlıksız yakalanmaya ve sorunları çözememeye yol açabilir.
NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
a. Gencin bu yeni ve farklı üniversite ortamına uyum sağlaması için önceden bazı hazırlıkları yapılması gerektiğini belirten görüşe göre ilk günlerden itibaren şu noktalara dikkat edilmesi gerektiğini söylenebilir.
b. Üniversite hayatı daha fazla hata yapmaya ve aynı zamanda daha fazla olgunlaşmaya giden bir yoldur. Yapılan hataları kabullenmek ve yeni yollar bulmak için gerekiyorsa gencin zihinsel ve davranışsal olarak değişmesi gerekebilir. Bu gerçeği kabul etmek bile üniversite yaşamını yıllarca anlatılan keyifli anlara, sağlam dostluklara ve başarılı bir meslek hayatına çevirmek için yararlı olabilir.
c. Farklı bir şehre giden gencin şehir hakkında bilgi edinmesi, kalacağı yer, maddi zorunluluklar, okuyacağı bölüm ve genel olarak üniversite hayatı hakkında biraz araştırma yapması gerekir. Ailenin çocuğuyla kaygılarını ve korkularını konuşabilmesi ve çözüm yolları için destek olması önem taşır.
d. Üniversite başladığı andan itibaren kampus hayatına katılmaya çalışmalı. Mümkün olduğu kadar üniversiteyi tanımak, imkanları görmek ve değerlendirmek, geleceğe dair planlar yapmak motivasyonu artırır. Kampus içindeki etkinliklere katılmak hem sosyalleşmeyi hem gencin kendini daha iyi tanımasını sağlar.
e. Yeni hayatta birçok değişikliğe uyum sağlamak gereklidir. Gencin zihnen ve bedenen sağlıklı olması bu uyum sürecini kolaylaştırır. Bu yüzden mümkün olduğu kadar sağlıklı beslenmeye, uyumaya, eğlenmeye, dinlenmeye, hobilere ve spora zaman ayırmaya özen gösterilmelidir.
f. Stresle başa çıkmak için yeni yollar öğrenmek gerekebilir. Daha önceden hiç ilgilenilmese de artık zamanı daha iyi yönetmeye, dostluklar kurmaya ve problem çözme yollarını geliştirmeye özen gösterilebilir.
ÜNİVERSİTEYE GİRDİĞİNİZDE...
Benimde katıldığım ve oldukça katkısı olabilecek şu önerilere dikkat etmek gerekir:
1. Özellikle üniversitenin ilk günlerinde mümkün olduğunca çok kişi ile tanışmaya çalışın. Araştırmalar gösteriyor ki üniversitenin ilk (zor) günlerinde kurulan dostluklar çok daha kalıcı ve anlamlı olmaktadır.
2. “Uyum = Oryantasyon” haftasına kesinlikle katılın.
3. Çevre ve ortamı olduğu gibi kabul edin, kavga ve tartışmalardan kaçının.
4. Kafaya takılan, huzursuzluk yaratan konuları uzman / yetkili kişilere sorun.
5. Gerektiği takdirde, üniversitenin rehberlik servisini kullanın.
6. Daha ciddi sorunlar yaşanılıyorsa, uzman psikologlardan danışmanlık ve yardım alın.
7. Kendinizi iyi hissettiren şeyleri yapın, düşünün. Tercihen başlangıçtan itibaren bir spor dalı ya da bir sosyal aktivite grubunda yer alın.
8. Şayet farklı yerlerden geliyorsanız, yatılı kalacaksanız, bulunduğunuz yeri “ev ortamına” çevirin.
9. Sosyalleşmek adına, mümkün olduğunca, üniversitenin düzenlediği etkinliklere katılın.
10. Aktiviteler yapın, öğrenci kulüplerine katılın.
Türkiye’nin en güzel, en yaşanılası “Selçuk Üniversite”sine hoş geldiniz. Hedef “Selçuk”lu olmaktı başardınız, oldunuz. Şimdi daha özeli sizi bekliyor “Selçuk Üniversiteli olma sorumluluğu”. Bunu da disiplinli çalışmanız, sorgulayıcı, alıcı, doğruya ulaşma azmi, bilimsel gerçeklerden kopmadan vakur duruşunuzla sağlayacaksınız.
Üniversitemizin güçlü ışığı sizde sağlıklı gençlik olarak yansımalıdır.
(KONYA POSTASI)