‘Neslimin en kaliteli ve en yüksek seviyede olmasını arzu ediyorum’  
“İmam Hatipliler Hak Yolunun Yolcuları” adlı yazı dizimizin bugünkü bölümünde, Konya İmam Hatip Okulunu 1969-70 döneminde bitiren 13. Devre mezunu olan, okulun 156 nolu öğrencisi, Konya Yüksek İslam Enstitüsünü 1973-74 döneminde altıncı olarak bitiren, Konya'nın muhtelif okullarında, 10 yıl kadar öğretmenlik yapan, 35 yaşında yüksek lisansa başlayıp, Doktora yapan ve Yrd.Doç olarak öğretim üyeliğinin ilk basamağında yer alan,. Uğraştığı iki sanat dalı olan Selçuklu Cildi diğer adıyla Klasik Türk Cildi, diğeri Ebru Sanatı. Dallarında öğrenciler yetiştiren, 2002’de Doçent, 2008 yılında Profesör olan, 5 Nisan 2011 tarihinden buyana Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığını yürüten Prof. Dr. Ahmet Saim Arıtan’ın, İmam Hatip Okullarına bakışını ve o yıllara ait anlattıklarının ve hatıralarının ikinci ve son bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.  
   2011-10-18 01:04:57  

RİZE-PAZAR’I İKİNCİ VATANIM SAYIYORUM

20 Temmuz 1974’de Kıbrıs Harbi oldu. Apar-topar öğretmenlik tayini bekledim olmadı. 128. Dönem yedek subay olarak uzun devre askere gittim.

1974 Kasım’ında Balıkesir Personel Okuluna gittim. Okulda dereceye girenler yani ilk on içinde yer alanlar istediği yere gidiyordu. Bende dereceye girerek İstanbul’a gitmeyi düşünmüştüm.

Yedek Subay öğrenciyken etüt var. Bölük Komutanı istediğine yüz puan, istemediğine on puan veriyor. Dereceye girmek oldukça zordu.

Dört ay sonra, Kura çekiyoruz. İstanbul bitti, Konya bitti. Bir hayli sonlara kalmıştım. Rize-Pazar’ı çektim. Ben Samsun’a yakın bir yer sanıyordum.

Açtım haritayı önüme. Ankara’dan Samsun’u buldum. Samsundan sonra, Ordu var, Giresun var, Trabzon var, Rize var, Rize’yi de geçiyorsunuz Pazar.

Askerlik şubesine Asteğmen olarak geldim. Bizi hızlıca almışlar. 14 ayımız dolduktan sonra Teğmen oldum. Rize-Pazar’ı çok sevdim. Orasını ikinci vatanım olarak sayıyorum.

Askerlik Şube Başkanı bir Binbaşımız vardı. çocuğu kan kanseri olunca gitti. Dört şubenin sorumluluğu bana kaldı. O kadar çalışmam rağmen Trabzon’daki Daire Başkanı Albay, İlahiyatçı olduğum için beni sevemedi.

Teğmen olduğum günlerdi. Havacı bir Albay’la birlikte teftişe geldiler. Ben bodrumdan, odunluktan itibaren başladım gezdirmeye. Odunlar dahi son derece düzenli bir şekilde dizilmişti. İkinci kata çıktık. Her taraf düzenli ve tertipliydi.

Havacı Albay, Teğmenim dedi, siz kaçlısınız? Beni muvazzaf subay sanmıştı. 128. Dönem Yedek Subay olduğumu, Yüksek İslam Enstitüsü mezunu olduğumu söyleyince şaşkınlığı daha da arttı.

Orduda kalmak istersen seni ASAL’a alayım dedi. Teşekkür ederek mesleğimi çok sevdiğimi söyledim.

Albay, dosyaları inceledi. Seferberlik evraklarını gördü. Bir kez daha teşekkür etti.

Pazar, Fındıklı, Ardeşen ve Çamlıhemşin bana bağlıydı.

Fındıklı Kaymakamı Konyalıydı. Mehmet Keçeciler. İrgenoldu olan soyadını değiştirip Keçeciler yapmıştı. Birbirimize gidip-geldik.

35 YIL SONRA ÖĞRENCİLERİM KARŞIMA GELDİ

Askerlik bitmeye yakın, öğretmenlik yapmak ve Konya’ya gelmek istiyordum.

O zamanlar Konya’da üç tane ortaokul vardı. Karma Ortaokulu, Devrim Ortaokulu ve yeni açılan Mevlana Ortaokulu.

Konya Lisesinden başka birde Karatay Lisesi vardı. Konya’ya gelmek istiyordum, Oku Mecmuası ile de yakından ilgilenmeyi düşünüyordum.

Macit paşa diye Adalet Partili bir tanıdığım vardı. Başın ne zaman sıkışsa bana söyle demişti.

Asker dönüşü ona uğradım derdimi anlattım. İskender Cenap Ege Adalet Partisi Grup Başkan  Vekili. Ona bir kart yazdı.

1976 Nisan’ında terhis oldum. Devrin Milli Eğitim Müdürüne durumumu anlattım. Senin işin çok zor dedi. Ancak Ankara’dan tayinini yaptır, nereye verirlerse versinler 5442 ile seni merkeze alırım diye bana söz verdi.

Ankara’ya gittim. İskender Bey hiç ikiletmeden tayinimi Seydişehir’e yaptırdı. Seydişehir Mahmut Esat Karakurt Ortaokulu Din Kültürü ev Ahlak Bilgisi öğretmenliğine tayin oldum. 1976 yılının 25 Mayıs’ında göreve başladım.

Yazın Müdürün yanına uğradım. Kem-küm etti. Zor-kötek Ahmet Gürtaş Hocam uğraştı. Seydişehir’den Çumra İmam Hatip Lisesine getirebildi. Okul yeni bir okuldu. İmam Hatibin orta 3.sınıfı eğitime başlıyordu.

Çumra çamur içindeydi. Kendime ilk önce bir bot aldım. 2.ve 3. Sınıfları bana verdiler. Orada voleybol müsabakaları tertip ettim. Müdürümüz Osman Büyükşen’di.

Bir yıl orada kaldım. Konya Valisi Hazım Oktay Başer’e Hacı Vali derlerdi. Onun onayı ile 5442’ye göre 1977 Ekim ayında Konya’ya geldim.

Yıllar sonra Çumra’da bir düğüne davet edildim. Abdullah Esat sevdiğimiz asistanlarımızdan. Onun düğünü için Çumra’ya gittim. Konya’nın düğün pilavından ikram ettiler. Yemekten sonra, çadırların altında otururken Abdullah’ın dayısının oğlu geldi. Çumra’dan ayrılalı tam 35 yıl olmuştu. Benim öğrencimmiş. Şu anda İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürü olmuş. Yavuz Selim Köşger. Hocam diye geldi. O zamanlar 25 yaşındayım.

Şaban Çalış YÖK Başkan Vekili, o da öğrencilerimden.

KURAN KURSLARI CAMİ BODRUMLARINA MAHKUM OLMAMALI

Konya’ya döndükten sonra Kız Ortaokuluna geldim. Orada öğretmenliğe başladım. Enver Şevki Botsalı orada Müdürdü. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi seçmeli ders. Ya sabah erken saatlere, yada en geç saatlere konurdu. Sanki seçmeyin bu dersi der gibi. Bütün bunlara rağmen velilerin yüzde doksanı Din dersini seçmişlerdi. 8-9 yıl orada çalıştım.

Orada bir aile gibiydik. 1980 yılının o anarşi ortamında kavga ve dövüş olmayan tek okul bizim okulumuzdu. Hanımların çok, erkek öğretmenlerin az olduğu bir okul. Fransızcam iyi olduğu için, Fransızca öğretmenliği de yaptım.

O günlerde ispirtolu teksir makinesi çıktı. Mühim bir icattı. Harika bir şeydi. Öğretmenlerin işini kolaylaştıran bir makineydi.

Oku Mecmuası 1980 yılına kadar devam etti. Türk Anadolu Vakfında bir süre Genel Müdürlük yaptım. 1978 yılında İmam Hatip Lisesine Kız İmam Hatip bölümü açıldı. C Blok’ta açılan bu bölümüm organizasyonlarını ben yaptım.

O zamanlar Mehmet Keçeciler Konya Belediye Başkanı. Temel atama törenine o da geldi.

Kuran Kurslarının cami bodrumlarına mahkum edilmesini hiçbir zaman hazmedemedim. Okullar en iyi yerlerde olmalı. Kız çocukları camilerin bodrumlarına mahkum olmamalı.

Kuran Kursları sopayla vurulup talebe okutulan yerler değil, istenerek gidilen yerler olmalı.

Öğretmenliğin yanı sıra Oku Mecmuasında da çalışıyordum. Okuldan sonra oraya gidiyordum.

1980’de Sebahattin Şengün Milli Eğitim Müdürüydü. Okul Müdür rahmetli Botsalı hoş bir insandı. Çağırın Arıtan’ı demiş. Yanına gittim. Bir kağıt uzattı. İmzala şunu dedi. Baktım boş olan Müdür Yardımcılığına diye başlıyor. Olmaz dediysem de, karışma sen dedi.

Ben dedim Oku Mecmuasının yönetimindeyim. Türk Anadolu Vakfında da çalışıyorum. Biliyorum dedi. Ben senden mesai istemem. Görevini yap yeter.

Herkes ayağa kalktı. Bizler varken, gerici bir adamı nasıl Müdür Yardımcısı yaparsın diye.

Nihayetinde olmadı.

‘AĞZINI SAĞDA SOLDA AYIRMA, GİT BAŞLA!’

1977 yılında Ahmet Önkal Yüksek İslam Enstitüsüne asistan olarak girdi. Benimde hazırlığım vardı. 1978’de haber ettiler. Girsen olur dediler.

1979’da Mehmet Ali Kapar asistan olarak girdi. O da haber etti, gel diye.

1983 yılında Hasan Özönder Kız Ortaya geldi. Kızı Ebru bizim öğrencimiz. 1981 yılında YÖK kurulmuştu. Bol eleman alacaklar dedi. Yüksek Lisans açacaklar haberin olsun dedi.

Ben asistanlığı hayal ediyordum. Ancak bana sıra gelmezdi.

Özönder Hoca, Din Eğitimi ile Sanat Tarihi var dedi. Üç gün vardı. Perşembe günü başvurunun son günü, Cuma günü imtihan vardı.

Lise bitirmelerde Oktay Aslanapa’nın Sanat Tarihi kitabını tabiri caizse  yutmuş ve imtihana öyle girmiştim.

O notlar elimdeydi. Akşam eve geldiğimde o notların hepsini buldum. Ertesi gün kararımı vermiştim Sanat Tarihinden imtihana girecektim. Elimdeki notları ve bibliyografyaları çalıştım. İki soru sordular. Birisi Sinan’ın Cami mimarisi ve gelişimi, diğeri bibliyografya soruydu. Her biri 50 puandı. Sinan’ı iyi çalışmıştım.o soruyu tam yaptım. Bibliyografyadan da bir şeyler yazdım. İki kişi kazandı. Birisi benim.

Rektör o bölümü açmadı. 1985 yılına kadar da açılmadı. Ancak kazanılmış bir haktı o imtihan.

1984 Hasan Hocam tekrar geldi. Uzman kadrosu açıldığını söyledi. Müracaatım kabul edildi. Ancak Milli Eğitim I.Kanaatin bitmesini bekledi.  1985’te  30 Ocak’ta muvafakat verdi.

30 Ocak’ta Amcam rahatsızlandı.

Bir hafta kadar hastanede yattı. Kolon kanseriymiş. İlme beni teşvik ederdi. Ve bana şöyle derdi ; “ Ağzını mecmuada ayırıp durma, İlahiyata falan geç!”

Hastanede kendisini ziyaret ettiğimde , İlahiyata başlayacağımı söyleyince, “ Hadi dedi ağzını sağa sola ayırma, git başla!...”

Göreve başladığım gün, öğleden sonra ikindi namazı başlamadan vefat etmişti.

SELÇUKLU CİLTLERİNİ ÇALIŞ

Yaş 35, üç çocukluyum, talebeliğe yeniden başladım. İlmiye sınıfına intisap ettim. sanat Tarihine başladım.

Danışmanım Hasan Özönder’di. Hocamız Prof.Dr.Beyhan Karamağaralı’ya biz Beyhan Sultan derdik. Prof.Dr.Haluk Karamağaralı’nın eşiydi.

Fevzi Günüç diye bir Hocamız var. Gece gündüz severek çalışıyoruz.

Hocamız herkese bir ödev verdi. Türk İslam Sanatında Horoz figürü.

Fevzi Beyle birlikte çalışıyoruz. Ancak üsluplarımız farklı.

Kız Ortaokulunda benim adım “Arıtan Dosyalama” idi. Fotokopi vardı, çok lükstü. Bulduğumuz bilgileri daktilo ile yazıyorduk.

İslamdan önce Uygurlarda Horoz var. Peygamberimiz, “ Horoza sövmeyin, o sizi sabah namaza çağırıyor” buyuruyor.

Hz. Ömer’in mescidinin şamdanında Horoz var.  hadislerde var. Selçuklularda, Osmanlılarda var. Alevilerde cem ayinlerinde var. Akşehir müzesinde, Mevlana Müzesinde var.

32-33 kaynakta var. Fevzi Hocayla 30-35 sayfalık bir ödev hazırladık. Özel bir kapak yaptık.

Bazı arkadaşlar ödev yapamadıklarını söylediler. Bazıları da 1.5- 2 sayfalık basit ödevler verdiler. Bugün, bunların arasında Profesörler var.

Hoca meğer bizleri ölçmüş.

Orhan Karmış Hoca o zamanlar Enstitü Müdürü. İlahiyat Fakültesinin de 3. Dekanı. Beni çağırdı. Beyhan Hoca seni yanına asistan istiyor dedi. Eğer Saim Arıtan asistanlığı kabul etmezse, bu işi bıraksın demiş.

Hasan Özönder Hocam da razı olunca Prof. Dr .Beyhan Karamağaralı’ya asistan oldum.

İlahiyatçıların içinden Sanat Tarihçi çıkmaz diyenler vardı.

Mikail Bayram Hoca, benim Hocam olurdu, Hocam  ne çalışayım diye sordum. O da bana Selçuklu Ciltlerini çalış dedi.

Selçuklu Ciltlerini çalışacağımı söyledim. Beyhan Sultan Mezar taşları üzerine uzmandı. Ahlattaki mezar taşlarını okumuş, değerlendirmesini yapmış ve dünyada tek olan bir eser ortaya koymuştu.

Ahmetciğim dedi, sen bilirsin ama dedi malzeme çıkmaz, çıkmazsa Türkçe Sanat diye bir konuda çalışabilirsin.

Çok kibar bir hanımefendiydi hiçbir zaman bana Ahmet demedi. Ya Ahmet Bey, ya da Ahmetciğim diye hitap ederdi.

Konya’daki Selçuklu ciltlerini araştırdım. 70-80 numune çıktı. Hocam Ereğli’de Şeyh Şehabettin Sühreverdi’nin makam mezarı kazı alanındaydı. Durumu söyleyince ben bu kadar çıkacağını beklemiyordum. Devam edebilirsin dedi.

Bunun üzerine ben Selçuklu cilt sanatı üzerine çalışmaya başladım.

Selçuklu ciltlerini ben yazdım diyebilirim. İstanbul, Bursa, Kayseri, Amasya, Çorum, Erzurum ve Diyanet’in kütüphanelerini dolaştım. 60 bin cilt eseri tek tek inceledim. Bir negatif birde dia çekiyorsunuz. Minolta marka bir fotoğraf makinem vardı.

Çok şükür ortaya bir Selçuklu cildini dünya literatürüne sokmak gibi andolsun bir kısmet bize nasip oldu.  

ARKADAŞLARIMIN TEVECCÜHÜ İLE BU GÖREVİ ÜSTLENDİM

Dedem bana ciltciliği 9 yaşındayken öğretti. İyi bir eğitimciydi. Kütüphaneciydi. Amcam bir kültür adamıydı., bende kitap hastasıyım.

Bana oğlum dedi amcan ve ben kitap dikiyoruz. Sen de bize yardım edersen bir forması yüz para. Ben o hızla yüz forma diktim.

Al sana 2.5 lira dedi. Bu para oldukça büyük bir paraydı. Babaanneme bir hediye alma lazımdı. Güzel bir bakır kap aldım.

Ciltçiliğe o yıllarda başlamıştım. Yani 1960-61’lerde. 30 yıl sonra 1990’larda o maya devam etti. Bende Selçuklu cildi yapmaya başladım.

1992 yılında doktorayı bitirdim. Ebru araştırmalarına başladım. 1995 yılında Yardımcı Doçent oldum. 2001 yılında Doçent oldum. Ben Güzel Sanatlar Doçentiyim. Türkiye’deki tek cilt Doçenti benim. 2008 yılında Profesör oldum. Alanım Sanat Tarihi, özel alanım Cilt araştırmaları

Dekanlık aklımda yoktu. Dekanımız Ahmet Önkal’ın görevi Nisan 2011’de bitiyordu. Rektör Bey, Dekana Ahmet Abi derdi, Ahmet Abi yerine kimi seçiyorsun diye takılmış, oda düşünmedim efendim demiş. Bunun üzerine İlahiyatta bir temayül yoklaması yapıldı. Önkal bana kimi seçelim diye sordu. Bende seçim yapalım dedim.

Bu arada Rektör beyde bir değerlendirme yaptırmış. Ben gerçekten aday değildim. Bazı arkadaşlar bana oy vermişler. Arkadaşlarında teveccühleri ile bu görevi üstlendim.

(KONYA POSTASI)
 
Bu Haber 263 Kez Okundu.  
   
 
 
 
  Yorumlar 0 Onay Bekleyenler 0  



600
   Karakter Kaldı.

Üye olmayan okurlarımızın yorumları "Misafir" kullanıcı adıyla yayınlanmaktadır.

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!

 
   
 
   
   


KÜNYE

ÖMER KARA GAZETECİLİK İLETİŞİM GIDA İNŞAAT TURİZM SAN. TİC.LTD. ŞTİ adına

İMTİYAZ SAHİBİ

ÖMER KARA

 

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

ÖNDER ÇİFTCİ

 

EDİTÖRLER

NİHAT ERDOĞAN

MURAT GÜZEL

MUSTAFA EKMEKCİOĞLU

 

REKLAM VE HALKLA İLİŞKİLER

ESER ALDEMİR

GÜLFEM ALADAĞ

KADİR ERGÜN

FADİME FEYZA TUNÇ

 

HUKUK DANIŞMANLARI

AV. SİNAN ÖZKAN

AV. ABİDİN GÜRSOY

İLETİŞİM

Sultan Cem Caddesi 1. Form Apt. No:1/23
Selçuklu/KONYA

Tel: 0 332 321 87 70

Faks: 0 332 321 87 69

bilgi@konyapostasi.com.tr

ajans@konyapostasi.com.tr

muhasebe@konyapostasi.com.tr

haber@konyapostasi.com.tr

reklam@konyapostasi.com.tr

spor@konyapostasi.com.tr

Bize Ulaşın
Adınız

e-Posta

Konu

Mesaj

Güvenlik Kodu