HASEKİ’DE İHTİSAS YAPTIM
1980 yılında İstanbul Haseki’de Müftülük ve Vaizlik İhtisas Kursu imtihanlarına girdim. Bu kurs o zamanlar sadece İstanbul’daydı.
Şimdi altı yerde var, bir tanesi de Konya’da.
İmtihanı kazandım. Eğitim süresi iki yıldı. O eğitime devam ettim. Uygulamada Müftü olup da kazananlar vaizlik kadrosuna indirilir, maaşlarını vaiz kadrosundan alırlardı. Bu usulle, boşalan Müftülüklere atama yapılması mümkün oluyordu. Benim kadromu Cihanbeyli vaizlik kadrosuna aktardılar.
Hasekide ihtisas yaptım. Halil Gönenç ve Mehmet Savaş orada hocalarımızdı. Mehmet Savaş Hoca, Konya İmam Hatip Okulunda da hocamdı.
Hasekiyi ilk sıralarda bitirdim. Gönenç Hoca ve Savaş Hoca orada asistan olarak kalmamı istediler. Diyanetten olur alındı ve ben orada asistanlık yapmaya başladım. Öğleye kadar hocalardan ders alıyor, öğleden sonra da kursa gelen kursiyerlere ders veriyordum.
Haseki’de 2.5 sene asistanlık yaptım.
‘HEPİNİZ GEBERİN!’
İmam Hatip Okulu yıllarında Okulun ilk mezunlarından öğretmenlerimiz vardı. Ahmet Kurhan, Halit Barkale, Abdurrahman İzmirli ve Necati Günüç derslerimize girdiler.
İlk beş yılda Müdürümüz Rıfkı Baydur’du. Son iki yılda ise Bayram Başpınar.
Rahmetli Rıfkı Baydur’la çok hatıramız var. Tarih hocamızdı. Hem de Müdürümüzdü. Gerçekten çok titiz bir insandı. Derste gürültü yapılmasını, konuşulmasını istemezdi.
5.sınıfta Tarih derslerimize geliyor. Aralık-Ocak ayı. Okulda kalorifer yok. Sınıflarda sobalar var.
Ancak ödenek olmadığı için kömür alınamadığından yanmıyordu. Hava soğuk, üşüyoruz. Öğrencilik bambaşka bir şey.
Hocayı protesto edelim dedik.
Rıfkı Baydur derse girdi. Dersi anlatmaya başlamıştı ki, herkes öksürmeye başladı. Ne anlattığı duyulmuyordu.
Konuşmaya fırsat bulduğu an, “ Hepiniz geberin!...” dedi.
Sonra arkasından, “ne yapayım çocuklar dedi. Ödenek yok. kömür alamadık. Sobalar onun için yanmıyor.”
Çok iyi niyetli bir insandı. Bu yaptıklarımızdan dolayı hiç birimizi disipline vermedi.
Hafızları çok severdi. Beni de çok severdi. Abdestsiz gezmezdi. Daha benim üzerime güneş doğmadı derdi. Sabah namazlarından sonra okunan aşrı şerifi çok severdi. Bana okuturdu.
Rıfkı Baydur, Yüksek İslam Enstitüsünde de hocamızdı. İnkılap Tarihi derslerimize gelirdi.
Ben sınıf mümessiliydim. Arkadaşlar Hocamı kızdırırlardı. Dersten çıkar giderdi. Ben arkasından gider, Hocam affedin dediğimde geri gelir, hepimizi affederdi. Çok merhametli bir insandı.
ORADAKİ GURBET KATMERLİ BİR GURBETTİ
2.5 yıl sonra Diyanette Ateşelik ve Müşavirlik kadroları ihdas edildi. 1984 yılında imtihana girdim ve kazandım. 1985 senesinde Avustralya’nın Sidney Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ateşeliğine atandım. Orada 3.5 yıl görev yaptım.
Biz konsolosluk görevlisi olarak halkın içindeydik. Vakit namazlarında, Cumalarda ve Bayram namazlarında.
Oradaki gurbet katmerli bir gurbet. Uçakla 30 saatte gidiliyordu. 23 saat havada kalıyor, 6-7 saat devamlı okyanus üzerinde uçuyorsunuz. Öyle bir gurbet işte.
Orada bir çok dostlarım oldu. Birçoğu ile hala haberleşiyoruz. Oradaki dostlarım beni unutmadılar. Oradaki bir dostum bundan bir ay önce Konya’ya gelip beni ziyaret etti.
Ben orada bir semtte oturuyordum. O semte kiliseden camiye çevrilmiş bir cami vardı. o camideki din görevlisinin görevi bitmiş Türkiye’ye dönmüş, yerine verdikleri görevli daha gelmemişti.
Oradaki Türkler, Hocam burada olduğunda namazı kıldır dediler. Bana bir anahtar verdiler. Bir başkasına da anahtar vermişler.
O kimse benden önce gelmiş, camiye girmiş, belki de camide gecelemişti.
Sabah namazı için, caminin kapısı açtım. Bir anda karşıma biri dikiliverdi. Dondum kaldım.
İngilizce nasılsın dedim.
O da bana Türkçe iyiyim dedi.
Hayrola dedim burada mı kalıyorsun?
Evet…burada yattım.
Psikolojik problemleri olan biriymiş. Evde sıkıntı yaşadığı an, gelip camide yatıyormuş.
‘BİRAZ DA KENDİ MEMLEKETİNE HİZMET ET’
Avustralya’dan döndüğümde Haseki’de Hoca olarak kalma düşüncem vardı. ancak bazı dostlar, Konya’da görev yapmamı istediler. Bunların başında Prof. İsmet Ersöz geliyordu.
İsmet Ersöz Bakan Müşaviriydi. Kendi memleketine hizmet et dedi. Beni teşvik etti.
Merkez İlçeler yeni kurulmuştu. Meram İlçesinin kurucu ve ilk Müftüsü benim.
O zamanlar binamız yok. Arapoğlu makasındaki Türk Anadolu Vakfının üst katında ki karşılıklı iki daireyi Meram Müftülüğü olarak kiraladık. Orası Meram Müftülüğü oldu.
Bana 400 personelin dosyasını verdiler.
Meram Müftülüğünü sıfırdan tefriş ettik. Üç yıl Meram Müftülüğü yaptım. O zamanlar İl Müftüsü İsmail Öner’di.
Düzce’de vefat etti. Cenaze namazını kıldırmak bana nasip oldu. Rahmetli ile oldukça iyi bir hukukumuz vardı.
Din İşleri Yüksek Kurulunda da birlikte çalışmıştık.
Meram Müftülüğü yaparken, İl Müftülüğü bugünkü yerine yani Hacıveyiszade Külliyesine geldi. İplikçi Camiinin arkasında şimdiki Meram Müftülüğü binasında İl Müftülüğü vardı.
Meram Müftülüğünü oraya taşıdık.
1990 yılında Diyanet İşleri Başkanlığının en yüksek karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu için kanun hükmünde kararname çıktı. Yeni mevzuata göre bu göreve atanmak için üye sayısının iki katı isim veriliyordu.
Ben aday oldum. Yirmi kişilik listenin arasında yer aldım. Bakanlar Kurulunca onaylanan listede 38 yaşında en genç üyelerden biri ve İlçe Müftülüğünden üyeliğe seçilen ilk üye bendim.
Mevzuat seçilen üyelerin yedi yıl görev yapacağını getiriyordu. 1992 yılında asil üye olarak atandım. 1999 yılına kadar görev yaptım. Tekrar seçilme durumu vardı. İkinci dönem için aday oldum. Bu sefer ilk sırada seçildim. 2001 yılında Bakanlar Kurulunca onaylanan liste ile tekrar kurul üyeliğe atandım. 2008 yılına kadar bu göreve devam ettim.
Üçüncü bir dönem için seçilebilirdim. Ancak emekli olmayı planlıyordum. Hem emekli olacak hemde kendime biraz zaman ayıracaktım.
O günlerde Konya İl Müftüsü Mustafa Kutlu emekli oldu. Dostlarım devreye girdiler. Emekli olmayı ertele dediler.
2008 yılının Mayıs ayında Konya İl Müftülüğüne atandım.
Din İşleri Yüksek Kurulu üyesiyken Diyanetin üç ayda bir yayınlanan İlmi Dergisine,
Diyanet’in Avrupa dergisine aylık makaleler yazdım. Komisyondaki arkadaşlarımla birlikte Hac Rehberi hazırladık. Bu Rehber Hac Rehberi ve Hac duaları adını taşıyor ve Hacılara ücretsiz dağıtılıyordu.
Diyanete, Cana Kıyma, Kan davası ve İntihar diye bir kitapçık hazırladım.
1992 yılında bir çok yerel ve ulusal televizyonda çok sayıda programa katıldım. Sokağa çıktığımda insanlar beni ekranlardan tanıdıklarını söylüyorlar durdurup tanışıyorlardı.
KONYA’DA MÜFTÜLÜK YAPMAK ŞEREFTİR
Konya’da görev yapmaktan memnunum. Konya’da Müftülük yapmak bir şereftir. Konya ilim merkezi olarak bilinir. Konya Alimlerin merkezi olarak bilinir. İllerimizin hepsinde Müftülük olmasına rağmen, bize yurt içinden çok sayıda soru ve fetva gelir. Yurt dışından gelen çok sayıda soru ve fetva var.
Konya Selçuklu’nun Başkenti, Osmanlı döneminin önemli bir şehriydi. Osmanlı döneminde şehirde beş yüzden fazla medrese bulunuyordu. Devrin en önemli hocaları bu medreselerde derslere girerlerdi. Cumhuriyet döneminde ilk açılan yedi İmam Hatip Okulundan biri Konya’ya açılmış, Yüksek İslam Enstitüsü de yine ilk açılan yüksek okullardan biri olarak Konya’da eğitime başlamıştı.
Hacıveyiszade Hocamızın Konya’nın ismini ön plana çıkarmasında çok büyük rolü olmuştur. Devrin büyük alimlerinden biri olan aynı zamanda Konya Müftülüğü makamında bulunan Abdullah Ulubay’ın da hizmetleri çok büyüktür.
Konya Müftülüğünün bu açılardan önemli bir imajı var. Ülkenin en büyük alimleri Konya’da Müftülük makamında bulundular. Türkiye’nin en ünlü alimlerinin başında gelen rahmetli Abdullah Ulubay, rahmetli Tahir Büyükkörükçü, Derbentli Mustafa Efendi’nin damadı Mehmet Ulucan, bir başka önemli isim İsmet Karaokur bu şehirde Müftülük yaptılar.
MÜFTÜLÜK KİM, BEN KİM DERDİM
Sancıoğlu Camiinde genç bir imamken elbette gün gelip de, Konya Müftüsü olacağım aklıma gelmezdi. Hatta müftülük kim, biz kim derdim. O zamanlar aklıma gelmiyordu.
Daha üst görevlerde bulunmak herkesin idealidir. Ya bir İlçede Müftü olacaktım yada Milli Eğimde öğretmen.
Ben Milli Eğitimde görev almak istiyordum. 1978’li yıllarda Diyanette görevli olanlar naklen Milli Eğitime geçemiyorlardı. Daha sonra bu imkan verildiyse de, ben ayrılmak istemedim.
36-37 yıldır bu teşkilattayım.
İmam Hatip Lisesinde okumak gerçekten bir ayrıcalıktır. Ben o okullarda okudum. Bazı dönemlerde bu okullarda okumak bir suç gibi telakki edilirdi. Bazı arkadaşlar İmam hatip Okulu mezunu olduklarını saklarlardı. Belki de utanırlardı. Bu okullarda hem kültür dersleri, hem de mesleki dersler alınıyor. Şu anda hemen her tarafta İmam Hatip mezunu olan insanlara rastlıyorsunuz.
Geçen bir toplantıdaydım. Mesela bir Fakülte Dekanı ben dedi İmam Hatip mezunuyum. Bir Genel Müdür çıktı dedi ki, bende falanca İmam Hatip okulunu bitirdim. Bir Daire Başkanı da İmam Hatip Okulu mezunu olduğunu söyledi. Yani Allaha şükür bu insanlar her tarafta görevlerini yüz akıyla ve başarıyla sürdürüyorlar.
Askerde güven isteyen yerlere İmam hatip mezunlarını verirler. Depoya verirler. Suistimal etmez, ordu malını korur diye. Kantine verirler, kantin sermayesini iyi koruru diye.
İmam Hatipliler şuraya buraya gelirse şöyle olur, böyle olur diyorlardı. Halbuki bunların hiçbiri olmadı. İmam Hatipliler devlete, millete saygılıdır. Devlet ve millet malını kendi malından daha fazla korur.
İmam Hatip Lisesinde okumak bir ayrıcalıktır. Ben göğsümü gere gere İmam hatip mezunuyum diyorum. Bu okulda okuyan çocuklarımızda çekinmeden ben İmam Hatipliyim İmam Hatip Lisesinden Mezunuyum desinler.
Bizim zamanımızda değil bilgisayar, okuyacak kitap yoktu. Ahmet Hamdi Akseki’nin İslam Dini adlı kitabından başka elimizde başka bir şey yoktu. Şimdi öyle mi, ne ararlarsa mevcut.
Bizim zamanımızda ne burs vardı, ne yurt. Şimdi bütün bu imkanlar mevcut. Çocuklarımız kendilerini iyi yetiştirsinler, çok çalışsınlar. Şimdi her yere girebilme imkanları var.
‘HOCA GİBİ ASKER OLACAKSINIZ’
1980’li yıllarda kısa dönem askerlik çıkmıştı. Ben kısa dönem yaptım. Görev yerimiz Tokat Avcı Taburuydu. Bir haftalık askerken bir hafta izin verdiler. Genelkurmay Başkanı değişikliği olmuş. Yeni Komutan böyle bir emir çıkarmış. İki ay sonra Kurban Bayramıydı, beş gün daha izin verdiler. Sekiz günde izin hakkımız vardı. 3.5 ay askerlik yaptık.
Takım Komutanımız Asteğmendi. Bizim aldığımız dini bir terbiye vardı. Bazı arkadaşlarımız oldukça anormal davranışlar gösteriyorlardı.
Ben kimseyle kavga etmeden, didişmeden, sürtüşmeden, zamanında eğitim alanına gitmeyi, eğitime çıkmayı, zamanında yatmayı, zamanında yemekhanede bulunmayı prensip edinmiştim. Bu dikkat çekmiş.
Asteğmen Bölük Komutanlığına da vekalet ediyordu. Bir gün bölüğü topladı. Beni bölüğün huzuruna çıkardı.
Dedi ki; Hoca gibi asker olacaksınız!... Zamanında eğitim alanına geleceksiniz. Zamanında yatacaksınız, zamanında yemekhanede bulunacaksınız.
Hoca dedi, çık ön tarafa!..
Beni bölüğe örnek gösterdi.
Yüksek İslam Enstitüsü mezunu biri olarak örnek gösterilmem benim için gurur verici bir hatıra olmuştur.
(KONYA POSTASI)