BENİM HOCAM BABAMDI
5 Mayıs 1937 tarihinde Beyşehir’in Yenidoğan kasabasında doğdum. Babamın 4.oğluyum. eskiden beş çocuğu olandan vergi alınmadığı için beni nüfusa kaydetmeden bekletmişler. Beşinci kardeşim doğunca, bizleri ikiz yazdırmışlar.
Aslında 1936 doğumluyum. Altı yaşlarındayken annem vefat etti. Hala annemin etkisi altındayım.
Okuduğum her hatimi önce Resulullah’a sonra anneme bağışlarım.
Birde analığım var. Babam biz garip kalmayalım diye çabuk evlenmiş. Öyle bir analığa düştük ki…
Kendi anam olsa belki bize bu kadar iyi bakmazdı. Analığım bir kez bile kulağımızı çekmedi.
Analığımı da, babamı da dualarımda hiç unutmam. Ancak anamın önüne Resullullah’tan başkasını da koymam.
Rahmetli anam ben daha çok küçükken benim oğlum okuyacak demişti. Bu aklımdan hiç çıkmadı.
Babam köyün imamıydı. Dedem de babamdan önce köyün imamlığını yapmıştı. İmamlık dedemden babama kalmış gibiydi. Köyde Hoca mektebine giderdik. Herkes giderken bir odun götürürdü. Anacığım bana odunların en güzelini, en düzgününü verir öyle gönderirdi.
Altı yaşlarındayken Kuran-ı Kerimi okumaya başladım. Babam ezberlemem gereken yerleri bana ezberletti.
İlkokula başladığımda ikiz yazıldığım kardeşimde yazılmak için gelince, ben dedim ondan bir yaş büyüğüm, beniz yazın onu yazmayın.
İyi bir öğretmenimiz vardı. 1947-48 döneminde İlkokulu bitirdim. İlkokul sonrasında babam beni okutmaya başladı.
Baba dedim, ben hafız olmak istiyorum. Hafız her zaman olunur dedi. Ve bana Arapça öğretmeye başladı. Arapçanın temeli olan sarf ve nahiv daha sonra emsile, bina, maksud, avamil, ızhar ve kafiye öğretti.
Babam medresede bunları okuduğu için bana da öğretiyordu. Bizim köyden Mehmet Kabakçı ile birlikte babama öğrenci olmuştuk.
SULU PATATES PİŞİRİRDİK
Babam Mehmet Kabakçı ile beni Konya’ya getirdi. Hacıveyiszadeye götürdü. Hoca o zamanlar Piripaşa Camiinde imamlık yapıyordu. Bizi kabul etti.
Bir ev tuttuk. Yine bizim köyden Ahmet Altıntepe’de bizimle kalıyordu.
Evde çorba, bulgur pilavı ve patates pişiriyorduk. Bizim köyde etlik yaparlardı. Evlerimizden bir çömleğe kavurma koyup göndermişlerdi.
Tencerenin yarısı et, yarısı pilav olurdu.
Patates yaptığımızda, sulu patates pişirirdik. Onunda yarısı et olurdu.
Sulu patatesi o günlerden kalma bir alışkanlıkla hala çok severim.
Bir çömlek kavurma kısa bir sürede biterdi. Ancak evlerimizden neden bu kadar çabuk bitirdiniz demezlerdi.
TAHİR HOCA BİZİ OKUTURKEN POLİSLER GELDİ
Hacıveyiszade Hocamızın dışında, rahmetli Tahir Büyükkörükçü Hoca’da da okuduk. Birde İstanbul caddesinde okumaya gittiğimiz Silleli Ali Hoca vardı.
Eski garajın orada Tahir Hocanın evinin yanındaki mescitte okuturdu bizi Tahir Hoca.
Birgün bizi okuturken polisler geldi. 15-20 kişi kadarlardı. Herkesin önündeki kitapları toplamaya başladılar.
Babamdan bildiğim için, kitaplar toplanırken, hemen kimseye belli etmeden kitabımı gömleğimin içine koydum. Mehmet Kabakçının kitabını da, aynı şekilde gömleğimin içine sakladım.
Demirciler içersinden geçerken, az biraz geride kalıp orada müezzinlik yapan okul arkadaşım Ali Galip Samur’a çaktırmadan kitapları verdim.
Emniyete geldiğimizde, hani senin kitabın dediler. Bende ev de unuttuğumu, arkadaşlarımın kitaplarından okuduğumu söyledim.
Tahir Hoca ise, ben bunlara Arapça öğretmiyorum. Lisan öğretiyorum dedi. Aç susuz bekleşirken arkadaşlar acıktık Hocam dediler.
Tahir hoca bugünde yemek yemeyin, kendinizi oruç tutuyor farz edin, bunlardan da yiyecek bir şey istemeyin dedi.
BEKİR’İ DE ÇAĞIRIN!
Ertesi gün babam geldi. bizi köye götürdüler. Köyde ne yapalım derken, Beyşehir Müftüsü Ömer Efendinin talebeleriyle görüşüldü. Beyşehir’de iki ay kadar okuduk.
Babamlar köye Yaylasunlu Hoca diye bir hoca getirmişler. 15-20 arkadaş, mahalledeki odada bu Hocadan Arapça okuduk. Hocanın yemeğini odaya getirirdik.
Bu sıralarda iktidar değişti. Demokrat Parti iktidara geldi. Parti iktidardaydı amma muktedir olamadı. Esnaftan, akrabamız ve eniştemiz Yusuf Ertürk, İmam Hatip Okulları açılıyor, çocukları toplayın gelin dedi.
Bizim köyden altı arkadaş, İmam Hatip Okuluna kaydolduk. Eski Polis Okulunda eğitime başlayan İmam Hatip Okulunda 1-C sınıfındaydım. Merdiveni çıkınca hemen merdivenin başında olan sınıfta 45 kişiydik.
99 numaradan 146’ya kadar oradaydık. Mustafa Uzunpostalcı, Kamil Yaylalı, Necati Günüç, Ahmet Güneş, Mehmet Ali Aldur, Mehmet Ali Uz hepimiz aynı sınıftaydık.
Sınıfın en küçüğü bendim.
Hepsi benden büyüktü. Necati Günüç iyi arkadaşımdı. Daha sonra onun ablasının kızıyla evlendim. Necati hanımın dayısı olurdu. Akraba olduk.
İmam Hatip Okulunda Hacıveyiszade Hocamla yedi yıl birlikteydik. Hocaefendi ile özel bir hatıram olmadı.
Hatime öğrencileri çağırırken, Bekir’i de çağırın derdi. Beni kollardı. Köyden geldiğimde çok sevdiğim bir yeğenim vardı. Onu özler ağlardım.
O gün yine o duygular içindeydim. Bekir oğlum dedi, sen bugün bir köye git gel. Hocam İlm-i kerametiyle içinde bulunduğum durumu bilmişti.
REMZİYE HANIM GİBİ BİR ÖĞRETMEN OLMAK İSTEDİM
Üçüncü sınıfı çok sevmiş olacağım ki, iki sene okudum. Kültür derslerinde kalmıştım. Matematik dersim iyiydi. Remziye Karacadağ hanım, çok hanım biriydi. dersi çok iyi öğretirdi. Ben öğretmen olmaya karar verdiğimde, onun gibi öğretmen olmak istedim. Öğretmenliği o gün sevdim.
Konya Müftüsü Abdullah Ulubay, İlm-i Kelam yani Akaid dersine girerdi. Babamın medreseden tanıdığıydı. Sert mizaçlı bir hocaydı. Çabuk kızıverirdi. Onu kızdırmak hoşumuza giderdi.
Şimdi o yaptığımız yanlışlıklardan dolayı pişmanlık duyuyorum
Öğretmenlerimizi davranışları bize daima mesnet teşkil etti. Onların yaptıkları yanlışları biz yapmayalım diye düşünerek yapmamaya çalıştım.
Hakkı Özçimi iyi Kuran okuyan ve okutan bir Hocaydı. Bugün arkasından gönül rahatlığıyla namaz kılınacak, İmamları o yetiştirdi. Yedi yıl dersimize girdi. Hafızlar onun dersinden ikmale kalırdı, yada beş altıyı zor alırdı.
Ben ise sekizden aşağı almazdım. Benim hafızlık hocam babamdı. İmam Hatip Okuluna başladığımda imamlık yapacak derecede bilgiye sahiptim.
Son sınıfta Felsefe dersinden beklemeye kaldım. Felsefeye Okul Müdür Bekir Elam geliyordu.
Beklemeye kalınca boşta kaldım. İstasyonun hemen arkasındaki bir camide imamlık yapmaya başladım.
BEKİR SİGARAYA HİÇ BAŞLAMADI Kİ!
Arkadaşlarımda Ahmet Altıntepe ve Mehmet Sevgili İzmir’e gitmişlerdi. İzmir Müftüsü Hüseyin Kaleli onları İzmir’de iki camiye imam tayin etmişti.
Kendi aralarında Bekir’i de buraya getirelim demişler.
Benim gıyabımda bir dilekçe yazarak, işlemi başlatmışlar. İzmir’e tayinim çıktı. Ankara’ya gittim, tayin yazısını aldım. Konya’ya geldim. Buradaki görevimden ayrılıp, İzmir’e gittim.
İzmir’de Kadifekale’de Gürçeşme Camiine tayinim çıktı. Orada İmamlık yaparken ikmal imtihanı için Konya’ya geldim.
O günlerde sigara içiyordum. Konya’ya geldiğimde bıraktım.
Evde sabah kahvaltısı yaparken analığım babama;
- Hoca dedi, sana bir müjdem var.
- Nedir?
- Bekir sigarayı bıraktı.
- Bekir sigaraya hiç başlamadı ki…
Babam beni orada mahcup etmemişti. Bu örneği, öğretmenlikte çok uyguladım.
İmtihana girdiğimde, Bekir Elam, sallayın gitsin bunu dedi.
Mezun olmuştum. Okul yıllarımızda da Bekir Elam’la geçinemezdik. Koyu bir Halk Partiliydi. Derslerde takışırdık.
Babam köyümüzde Belediye Encümeniydi. Demokrat Partinin Beyşehir’deki yanlış uygulamalarına karşı çıkmış, bağımsız aday olma istemişti.
Bağımsız aday olması kabul edilmeyince de, Halk Partisinden aday olmuş ve Belediye Encümeni olmuştu. Neden böyle yaptığını sorduğumda o gün mecburduk dedi.
BİZ SENİN DURUMUNU BİLİYORUZ
Yüksek İslam Enstitüsüne girmek istiyordum. İzmir’de Gürçeşme Lisesi son sınıfına kaydoldum. Orada iki ay kadar okudum. Cuma günleri bazen geç kalıyordum. Okulda ki öğretmenlerin bazıları İmamlık yaptığım camiye geliyorlardı. Okul Müdürüne durumumu izah ettim. Cuma günleri bir saat izin istedim.
Biz senin durumunu biliyoruz dedi. Cuma günleri için rapor al. Böylece görevine de okuluna da devam et dedi…
Baktım ki, herkes beni tanıyor ve hakkımda birçok şeyi biliyordu. Hocam dedim, İstanbul’da Yüksek İslam Enstitüsü imtihanları var oraya gitmem lazım. Ne yapayım. Bir hafta rapor al, imtihanlarına rahat rahat gir dedi.
Bir hafta rapor aldım. İstanbul’a gittim İmtihanı kazandım.
Gürçeşme Lisesinden kaydımı alıp, İstanbul’a geldim. Okulu yatılı olarak kazanmıştım.
kayıt işlemlerini yaptırarak, okumaya başladım.
1960-64 döneminde İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünde okuyarak buradan mezun oldum.
Mehmet Doğru ve Ahmet Baltacı İstanbul’dan da okul arkadaşlarım oldular.
İlk görev yerim Adana Tepebağ Ortaokulu Din Bilgisi Öğretmenliğiydi.
Orada öğretmenlik yaparken, İmam Hatip Lisesinde belletmenlik yapıyor ve okulun yurdunda kalıyordum.
Konya’nın dışında hiçbir yerden bir kızla evlenmeyeceğim diye bir sözüm vardı. Adana’da bazı girişimler ve teklifler olduysa da, olmadı. Necati Günüç’ün ablasının kızıyla nişanlandık ve daha sonra evlendik.
Adana’da bir yıl bekar kalmıştım. Daha sonraki üç yılımı evli olarak Adana’da geçirdim Hanımımı aldım ve Adana’ya birlikte gittik.
(KONYA POSTASI)