TİMAV Genel Başkanlığında dokuz yıl  
“İmam Hatipliler Hak Yolunun Yolcuları” adlı yazı dizimizin bugünkü bölümünde, Konya İmam Hatip Okulunun 1969-70 eğitim yılı 13. Dönem, 187 nolu öğrencisi, Sinop –Türkeli, İzmir-Kınık ve Konya Ereğli Müftülükleri, Konya ve Karaman Müftü Yardımcılıkları görevlerinde bulunan, TİMAV’ın 30 Mart 1996 yılı olağan kongresinde Genel Başkan seçilmesinden sonra, 2, 4, 5 ve 6. Dönemlerde de TİMAV Genel Başkanlığı yaparak, şu an itibarıyla en uzun süre TİMAV Genel Başkanlığı yapan, Mehmet Emin Parlaktürk’ün anlattıklarının ve hatıralarının birinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.  
   2011-10-03 10:25:24  

MEZUN OLUR OLMAZ, MÜFTÜ OLARAK İLK ATANAN BENİM

 

1951 yılında Konya’da doğdum. Hoca sülalesinde doğdum demek daha yerinde olur. Babam Hoca, Amcalarım Hoca, dayılarımın bir kısmı vaiz, bir kısmı Müftü.

Babam Sakyatan köyünde İmamdı. Bende Sakyatan köyünde doğdum. Konya’da yetiştim.

23 Nisan İlkokulundan 1962 yılında mezunum. Okulun adı daha sonra Necati Çetinkaya oldu.

Aynı yıl Konya İmam Hatip Okuluna kaydoldum.

1970 yılında İmam Hatip Okulundan mezun oldum. Ancak 2. Sınıfta bir yıl kaybettim. Babam ekonomik sebepler dolayısıyla bir Bakkal dükkanı açmıştı. Ben bu dükkanda duruyordum. Ticaret hayatına heves etmiştim ki, babam tahsilime engel oluyor gerekçesiyle bakkal dükkanını kapattı. Bende okumaya devam ettim.

İmam Hatip Okulunu Haziran döneminde bitirdim. Konya Erkek Lisesinde fark derslerini Eylül döneminde vererek diplomayı aldım.

İstanbul Edebiyat Fakültesini kazandım.

O arada ağabeyim, İmam Hatip Lisesinden sonra Siyasal Bilgileri bitirerek, Kaymakam oldu.

Babam ikimizin de, mesleğin dışında kalmasına razı olmadı.

Bana ya Konya’ya gelirsin yada evladım değilsin demeye gelen bir serzenişte bulundu. Annem de İstanbul’da kalmamı istemiyordu.

Konya’ya geldim Yüksek İslam Enstitüsünü kazandım. O yıllarda babama kızıyordum, şimdi beni geri döndürdüğü için dua ediyorum.

Mezun olur olmaz Diyanet beni Müftü olarak atadı.

Diyanette mezun olur olmaz ilk defa Müftü olarak atanan benim.

Diyanette görev almak zordu. Onun için, öğrencilik yıllarımda Diyanetten burs almıştım. Atanmak kolay olur diye düşünmüştüm.

Burs aldığım için, kendi elemanlarıydım. Müftü olmak için imtihana girdim.

İmtihanı kazanınca, Sinop-Türkeli Müftülüğüne atandım. 24 yaşındaydım.

Aktif birisiydim. Türkeli’ne gelir geldikten kısa bir süre sonra Türkeli Yaşatma ve Dayanışma Derneği adı altında bir dernek kurdum. Derneğin yönetimine Kaymakamı, Belediye Başkanını, Milli Eğitim Müdürünü, Nüfus Müdürünü aldım.

Konya’daki matbaalarla görüşerek, Türkeli’nin Sesi adında bir de gazete çıkardım.

Bir ayağımız Konya’da, bir ayağımız Avrupa’daydı.

Türkeli’nden Avrupa’da çok insan vardı.

İlçe halkı beni çok sevdi., köylere kasabalara akşam sohbetlerine giderdim.

İlk defa gittiği bir köyde, yaşlı bir adam, Bozkırlı Mustafa Efendiyi tanır mısın dedi. Bozkırlı Mustafa Efendi öz amcamdı.

Öz amcam olur deyince, o yaşlı adam beni öyle bir kucakladı ki.

Biz onu duyar biliriz dedi Karadeniz’in bu ücra köşesinde Amcamın tanınması ve bilinmesi beni çok şaşırttı…

Yaşlı adam, elimi öpmeye sarıldı. Elimi öptürmedim amma olaydan çok etkilendim.

Türkeli’nde Müftü olarak İmam Hatip Lisesinin temelinin atıldığını gördüm, ancak açılışını görmek bana nasip olmadı.

1979 yılının sonunda, askerlik hizmetim başladı.

Tuzla’da Yedeksubay Okulunda okuduktan sonra, Edirne Süloğlu’na tayinim çıktı.

 

HAVLUCU AHMET AĞA

 

Türkeli’ndeyken Liseye Edirne’li bir Matematik öğretmeni geldi. Herhalde dini yönü ağırlıklıydı ki, gelir gelmez, Müftülüğe geldi, benimle tanıştı.

Bende o sıralarda Türkeli Lisesinde Din Kültürü ve Ahlak derslerine giriyorum. O yıla kadar Din derslerine Felsefe Grubu öğretmenleri girerdi. Ecevit’le, Erbakan Hocanın yaptığı koalisyonda kadroları olmasa da, İlahiyat ve Yüksek İslam Enstitüsü mezunları Din derslerine girebilecekler diye bir karar alınmıştı. Ben de bu karara istinaden Din Derslerine giriyordum.

Ersin adındaki bu Edirneli öğretmeni, akşam sohbetlerine de götürmeye başladım. Bu sohbetlerden çok hoşnut kalmış olacak ki, ne zaman sohbet olacak diye sorardı.

Bir gün dedi ki; Bizim Edirne’de böyle şeyler olmaz. Edirne garip, öksüz, mahzun, dedi.

Sen rastlamamışındır dedim. İnanmadı.

Ertesi gün, Müftülüğe çıktı, geldi. o günde dersim yok.

Hocam dedi bir rüya gördüm.

Hayırdır!...

Rüyamda beni sıkıştırdılar. Bir adam geldi. Edirne’yi kötülüyorsun. Bilmiyorsun.  Edeirne’de neler var, haberin yok. kim var dedim. bu adam var. bu adam kim? Havlucu Ahmet Ağa.

Ter içinde uyandım. Rüyamı size anlatmak istedim.

Edirne’ye gideceksin. O zatı bulacaksın dedim.

Bayram tatiline iki hafta kadar vardı.

Ersin, Edirne’ye gitti. Ben de ne haberle gelecek diye bekliyorum. Bayram sonrasında, Müftülüğe geldi.

Hocam dedi, gördüm o adamı. Edirne’de büyük yazılı bir Cami var. Bütün hattatlar o camiye hat yazmışlar. İkindi namazına gittim. Havlucu Ahmet Ağa kimdir diye sordum.

Direğin dibinde oturuyor dediler.

Kendimi tanıttım. Elini öptüm. Duasını aldım.

 

A BE KOMUTAN!

 

Benimde tayinim Edirne’ye çıkınca aynı camiye gittim. Havlucu Ahmet Ağa’yı bana gösteri dedim. gösterdiler. Normal sıradan görünüşlü birisi. Diğer insanlardan bir farkı yok. demek ki, Allah dostları insanlar arasında belli olmadan bulunuyorlar. Ne erler var. bir şeye benzetemezsiniz amma cevherdir.

İslam dini şekle önem vermez. Bazıları kılık kıyafete bakar. Değişik fevkaladeliklere bakar. İslam bunlara değil yüreğe bakar. Kalbe bakar, yaşantıya bakar.

Edirne’de Edirne Müftüsü Ermenekliydi. Bana görevden kaçmak yok dedi.

Edirne’nin her tarafında vaaz edebilir diye bir belge imzalayıp bana verdi.

Selimiye değil, birçok camide ve ilçelerde vaaz ettim. bazen asteğmen Üniformasıyla da vaaz ettiğim zamanlar oldu.

Edirneliler; A be komutan, sen de vaaz etmesini biliyorsun diye takılırlardı.

Askerlik sonrasında İzmir-Kınık Müftüsü oldum. Diyanet’in görevlendirmesiyle Hollanda ve Almanya’ya gittim.

 

ELLİ KÜSUR KURBAN DERİSİ TOPLANMIŞTI

 

1982 yılında İzmir-Kınık’ta Müftüyüm. İlk Kurban Bayramı. Kesilen kurbanların derileri toplamayacak mıyız, dediler. O güne kadar Kuran Kurslarının ve camilerin gelirlerinin büyük bir bölümü Kurban derilerinden temin ediliyordu., bir çözüm bulunması lazımdı.

İsteyen camiye, isteyen Kuran Kursuna versin dedim. Baskı yok. O günlerde yayınlanan genelgelerde kurban derilerinin istenilen yere verilmesi konusunda talimatlar vardı.

Bende dedim ki, kurban sahipleri derilerini cami yada Kuran Kurslarına vermek istiyorlarsa, teslim aldığınız deriler için mutlaka bir tutanak tutun diye görevlilere talimat verdim.

Kuran Kursunun büyük bir bahçesi vardı. Kurban Bayramının birinci günü vatandaşlar derileri oraya atmışlar.

Sonuçta şikayet oldu.

Müftü, yazılan yazılara aykırı olarak İlçede deri toplattı dediler. Deriler müsadere edildi. Elli küsur deri.

Ancak Diyanet Vakfı adına makbuz kestirdim.

İş mahkemeye intikal etti. Diyanet Vakfı Şube Başkanı ve yöneticileri İlçe İdare kuruluna sevk edildi. Yöneticilere lüzumu muhakeme kararı çıktı.

İlçe Müftüsü olduğum için, benimle ilgili kararı, İzmir İl İdaresi Kurulu verdi. Bana da lüzumu muhakeme kararı çıktı.

İzmir Sıkıyönetim Mahkemesine gittik. Üst kata çıktık. Bize duvara yaslanın dediler. Aşağısı deniz. Ege Denizi.

Dava mahkemeye intikal etti. Ağır cezaya gitti. Ankara’yı aradım, Diyanet Vakfından bir avukat istedim.

Avukat geldi ve bana sorduğu ilk soru şu oldu;

Deriler için makbuz kestiniz mi?

Evet…

Göreyim…

Makbuzları çıkarıp, avukata gösterdim.

Şimdi oldu dedi.

İlk duruşmada beraat çıktı.

Hakim eğer dedi makbuz kesmemiş olsaydınız, hiçbir şey yapamazdık, beraat edemezdiniz dedi.

 

HER GRUBUN AYRI CAMİSİ VARDI

 

1984-86 yılları arasında Konya Ereğli Müftülüğüne atandım.

Oradayken din görevlisi olarak Avustralya’ya gittim.

İki yıl Avustralya’da Melbourne’de kaldım.

Orada “İyiye, Güzele, Doğruya Çağrı” diye bir gazete çıkardık. Cemaatler arasındaki ayrılığı gidermek için buna ihtiyaç vardı.

Milli Görüşçülerin, Süleymancıların, Ülkücülerin ve Diyanet’in camileri ayrıydı. Ben her camiyi ayrı ayrı ziyaret ettim.

Müslümanlar bölük-pörçük olmaz diyordum.

Milli Görüşçülerinde bir gazetesi vardı. diyanetin camisinde dağıttırmamışlar, kan dökülmüş. Çağrı gazetesini ve diğer gazeteleri diğer camilerin hepsinde dağıttırdık. Bir süre sonra herkes birbirinin camisine gidip gelmeye başladı.

O yıllarda bazı görevliler yanlış yaklaşımlarda bulunmuşlardı. Başkonsolos bir istihbarat elemanı gibi çalışmamı istedi.

Reddettim. Bunun üzerine hakkımda rapor düzenleyerek beni şikayet etmiş. Beni Türkiye’ye çağırdılar. Bende bu rapora itiraz ettim. mahkemeye verdim.

Belgelerle bütün şikayetleri çürüttüm.

Hakkımda yabancı dili yok demiş.

Avustralya’ya gelir gelmez, katıldığım yabancı dil kurslarını, kurs sonucu aldığım sertifikaları mahkemeye verdim.

Devamsızlık yaptığımı ileri sürmüş. Hiç bir gün devamsızlık yapmadığıma dair, konsololuk yetkililerince tutulmuş tutanaklarına ibraz ettim.

Haklarım iade edildi. Ancak geri dönmedim.

 

 

(KONYA POSTASI)
 
Bu Haber 358 Kez Okundu.  
   
 
 
 
  Yorumlar 0 Onay Bekleyenler 0  



600
   Karakter Kaldı.

Üye olmayan okurlarımızın yorumları "Misafir" kullanıcı adıyla yayınlanmaktadır.

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!

 
   
 
   
   


KÜNYE

ÖMER KARA GAZETECİLİK İLETİŞİM GIDA İNŞAAT TURİZM SAN. TİC.LTD. ŞTİ adına

İMTİYAZ SAHİBİ

ÖMER KARA

 

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

ÖNDER ÇİFTCİ

 

EDİTÖRLER

NİHAT ERDOĞAN

MURAT GÜZEL

MUSTAFA EKMEKCİOĞLU

 

REKLAM VE HALKLA İLİŞKİLER

ESER ALDEMİR

GÜLFEM ALADAĞ

KADİR ERGÜN

FADİME FEYZA TUNÇ

 

HUKUK DANIŞMANLARI

AV. SİNAN ÖZKAN

AV. ABİDİN GÜRSOY

İLETİŞİM

Sultan Cem Caddesi 1. Form Apt. No:1/23
Selçuklu/KONYA

Tel: 0 332 321 87 70

Faks: 0 332 321 87 69

bilgi@konyapostasi.com.tr

ajans@konyapostasi.com.tr

muhasebe@konyapostasi.com.tr

haber@konyapostasi.com.tr

reklam@konyapostasi.com.tr

spor@konyapostasi.com.tr

Bize Ulaşın
Adınız

e-Posta

Konu

Mesaj

Güvenlik Kodu