ŞİMDİ SENİN YERLEŞME YERİN AÇILDI
Konya İdmanyurdu başkanlığını bir yıl sürdürdüm. Yönetimdeki bazı arkadaşları Okulun Derneğine aldım. Memleketin tanınmış tüccarlarıydılar. Okulun kaloriferleri yapılacak, yardım için dolaşmaya çıktık. Karşımıza dökümcü bir çocuk çıktı. Üstü başı dökülüyordu. İçimden, eyvah dedim, keşke bu arkadaştan para istemeseydik. Delikanlı o zamanın parasıyla çıkardı 500 lira verdi. Konya’nın en zenginleri 500 lira verirken, düşünmüş kalmışlardı. Bu an aklıma geldikçe ağlarım.
Askerlik için Erzurum 51.Tümen’e gittim. Askerliğim bitince Konya’ya geri döndüm. Altı a kadar çalıştıktan sonra Malatya İmam Hatip Lisesine Müdür olarak tayinim çıktı.
Beni Malatya’ya tayin eden Din İşleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Cinkılıç, seni dedi İzmit İmam Hatip Lisesi Müdürlüğüne almak istiyoruz deyince, Burası benim yerleşme yerim değil ama, müsaadeniz olursa burada bir süre daha çalışmak istiyorum, dedim.
Cinkılıç bir buçuk sene sonra Genel Müdür oldu. Beni aradı.
Sen dedi vaktiyle herkesin gitmek için can attığı İzmit’e gitmedin, gözümde büyüdün. Birde burası benim yerleşme yerim değil demiştin. Şimdi senin yerleşme yerin açıldı.
Hocan emekli oldu. Seni Konya İmam Hatip Lisesine Müdür olarak veriyorum, ne diyorsun?
Münasip görürseniz çalışırım dedim.
Bir hafta sonra tayinim çıktı.
1974 yılında Konya İmam Hatip Lisesine Müdür oldum.
BANA SAHTEKAR ÖĞRETMEN LAZIM DEĞİL
Konya’ya gelince, Malatya’dan daha hızlı çalışmaya başladım. Öğretmen arkadaşları topladım. Bir çoğu, öğrencilik yıllarından sınıf arkadaşlarımdı.
Arkadaşlar dedim, bu ülke , bu şehir bizden hizmet bekliyor. Bu okula elimizden gelen yardımın hepsini yapacağız. İmam Hatip’te iki ders var. Bunlardan birisi Kuran diğeri Arapça, bu iki dersi geçen bu okulda sınıfta kalmaz.
Bilmeyenleri geçirmeyin, bilenler geçsin, benim çocuğumda olsa, akrabamda olsa sınıf geçirmeyin, ben de olsam tersleyin dedim.
Okulun içindeki öğretmenler gruplaştılar. Beni aldırmak için uğraştılar. Erbakan Hoca Başbakan Yardımcısı, ona gittiler. Başarılı olamadılar.
Burası okul dedim. Eğer bu okulda çocuklara bir şeyler öğretecekseniz hiç kimseye seslenmem. İdeolojik işler yapanlar olursa, hepinizi kovalarım. Bana attığınız iftiralardan haberim var dedim. Ancak vazgeçmediler.
Haşim Bayram o zamanlar İmam Hatip’te öğretmen. Bir şikayet oldu. Haşim Hoca kağıtları okumuyor, okumadan 9-10 veriyor dediler. Durumu tahkik etim. Şikayete konu olan iddialar doğruydu.
Okuldan ilişiğini keserken, bu sana çok pahalıya mal olacak dedi.
Beni tehdit etti.
Çık şurdan dedim. Bana sahtekar öğretmen lazım değil. Bana namuslu adam lazım. Burası İmam Hatip Lisesi.
İki gün sonra evime dinamit atıldı.
Bahçeli bir evim var. Kendim yaptırmıştım. Gece kapının zili çalındı. Kapıyı hanım açmış. Kapının zilini çalan, Malatya’dan geliyorum demiş. Hocam evde mi?
Uyuyor.
Kaldırır mısınız?
Saat gecenin biri…
Bahçeye üç işi birden girdi.
Hayırdır dedim.
İçlerinden biri, Hocam dedi, biz Malatya’dan geliyoruz. Bize yardımcı olur musunuz diye geldik.
Bu saatte yardımcı olamam, yarın Okula gelin, derdiniz neyse bakalım dedim.
Benim dışarıya çıkmayacağımı anlayınca, ateş etmeye başladılar.
Kurşunlardan bazıları büyük kızımın başının üzerinden geçti.
Polis geldi. Tam on altı kurşun sıkılmış. Bereket kimseye isabet etmedi. Rahmetli Özal’ım dediği gibi, Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır dedim.
Hiçbir siyasiye beni Müdür yapın demedim. Vekalet bana ne görev verdiyse oraya gittim. Onun içinde daha sağlam durdum.
MADEM Kİ BU DEVLETE LAZIM DEĞİLİM
İmam Hatip Okulunda 1965-68 arasında Müdür Yardımcılığı ve Müdür Başyardımcılığı yaptım. Üç yıl Malatya İmam Hatip Lisesi Müdürlüğünden sonra, 1974-80 arasında da Konya İmam Hatip Lisesi Müdürlüğü yaptım.
12 Eylül öncesinde Bakanlık Müşaviri oldum. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden sınıf arkadaşım Tayyar Altıkulaç Diyanet İşleri Başkanı oldu. Milli Eğitimden iki tane misafir Hac kafilesi Başkanı istemiş. Birisi benim. Kafile Başkanı olarak Hacca gittim.
Abdullah Nişancı, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı. Gitmeden önce ona emeklilik dilekçemi vermiştim.
Biz Hac da iken, 12 Eylül oldu. Geri geldiğimde, Cebeci Ortaokuluna Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olmuşum. Bana emri tebliğ etmek istiyorlar. Kabul etmedim. Emeklilik dilekçemi emekli şubesinden bulun dedim. Evraklarımı buldular. Madem ki, ben bu devlete lazım değilim dedi ve Bakanlık Müşavirliğinden 49 yaşında emekli oldum. On yıl daha çalışabilirdim.
OKULU OKUL YAPAN O OLDU
Hakkı Özçimi çok güzel Kuran okuyan, çok ciddi bir adamdı. Fötr şapkasını alır çıkardı. Biz şapkası olmadı mı, bilirdik ki Hakkı Hoca, gitmiş.
Birgün baktık, Hocanın fötr şapkası yok.
Sınıf başladı gürültüye…
Bulunduğumuz sınıfın arka kapısı vardı.
Bir anda içeri giriverdi.
Bana getir şu değneği de dedi, şu eşekleri bir tımar edeyim. Elimize birer ikişer değnek vurdu.
Çok hafız yetiştirdi. Bilinen beşyüz hafız yetiştirdiğiydi. Kurana çok hizmet etti.
Abdullah Efendi çok alim ve fazıl bir adamdı. Bir defasında Abdullah Hocama bayram ziyaretine gittim. Çok geçmeden Hacıveyiszade Hocamda oraya geldi. Abdullah Hocaya çok hürmet etti. Çok ileri görüşlü fevkalade bir insandı.
Hacıveyiszade Hocam gibi bir insan bir daha hayatta görmedim. Bir çok arkadaşımızın maddi durumunu bilir, onları desteklerdi.
Manevi yönü dışında maddende okula çok büyük yardımlar toplanmasına vesile oldu.
Bekir Elam bizim okulu, okul yapan o oldu. Hafız mektebinden bir alay arkadaş gelmişti. yol, yöntem bilen yoktu., Kuran torbası boynunda, şalvarlı, işlikli bir durum.
Bekir Elam duvarlara çivi çakılmayacağını, kitapların sıraların içine konuşacağını, şalvarlı okula gelinmeyeceğini aldığı tedbirlerle gösterdi. Cumartesi öğleden sonraları ve Pazartesi sabahları nutuk çekerdi.
Okula tertemiz gelin, okulu temiz tutun, efendi olun, kibar olun derdi. Sonunda çok uğraştı ama başardı. Okulun Müzik Öğretmeni yoktu. İstiklal Marşını bana okuturdu. Yedi sene bayramlarda Okulun Türk Bayrağını ben taşıdım.
İMAM HATİP LİSESİNDE MEHTERAN KURDUK
İçimden geldi okula bir Mehteran kurmak istedim. İstanbul’a gittim. Mehterbaşı Cemal Cümbüşle görüştüm. Onun, Cümbüş diye bir dükkanı vardı.
Birde Mehteri öğretmen için eleman istedim. İstanbul’da çok dolaştım. Mehter takımı elbisesi diken bir Türk terzisi bulamadım. Bu işi Ermeniler yapıyordu. Cemal Ağabey yardımcı oldu, elbiseleri bir Ermeni terziye diktirdim. 19 Mayıs’ta Mehteran takımıyla Bayrama çıktık.
Ahmet Hilmi Nalçacı, Belediye Başkanı. Ağabey dedim, ben Mehtaran kuracağım, bana ne kadar yardım edebilirsin?
On bin lira vereyim dedi.
Zaten yirmi bin lira lazımdı. Ben teşekkür ederek hazırlıklara başladım. Parayı istediğimde veremem dedi. Beş bin lira ver dedim. sana dedi bin lira vereyim.
Bayram Başpınar, Mehteran Takımı için Belediye Başkanından bin lira almış dedirtmem dedim.
Neticede 19 Mayıs’ta vatandaş bizim Mehteran’ı çılgınca alkışlarken, Belediyenin Mehteranına Çin işi, Japon işi dedi. Ahmet Hilmi Nalçacı bak dedi, ne diye bağırıyorlar, seni tebrik ederim diyerek beni kucakladı.
BU ŞAPKA SENİN Mİ, BİSİKLETİN Mİ?
İsmail diye bir öğrencim vardı. babası ahbabımdı. Ben İdmanyurdu’nda yöneticilik yaparken
İsmail, Konya Gençlerbirliği’nde top oynardı.
İdareci olarak her sabah öğrencilerin kılık ve kıyafetlerini kontrol ederdim.
İsmail Bisiklete binmiş okul şapkasını da, bisikletin lambasına takmış geliyordu.
Bir anda önüme geliverdi.
Dur bakalım İsmail dedi.
İsmail biraz da şaşkın durdu.
Bu şapka senin mi, bisikletin mi?
Saçları taralıydı. Belli ki saçları bozulmasın diye, şapka giymemişti.
Şimdi diyor ki, Hocam o gün o kadar çok utandım ki…
Giy şapkanı dedim.
Şapkayı bisikletin lambasının üzerinden aldı, kafasına giydi ve sınıfa girdi.
İMAM HATİP OKULUNUN GİRİŞ KAPISI NEREDEN GELDİ?
İmam Hatip Okulunun girişindeki kapı nereden geldi, diye birkaç arkadaşa sordum. Hiç kimse bilemedi.
Anıt’tan şimdiki Devlet Tiyatrosunun bulunduğu alanda eskiden Konya’nın en meşhur Çay bahçelerinden biri vardı.
Şimdi ki yolun yarına kadar olan alan çay bahçesiydi. Bu kapı o çay bahçesinin kapısıydı. O kapıyı çocukluğumdan beri bilirim.
Bahçe istimlak edildiğinde, durumdan haberi olan İmam Hatip okulu idarecileri, çay bahçesine geldiler.
Sille taşından yapılmış olan bu kapıyı numaralayarak, parça parça, sökerek İmam Hatip Okuluna götürdüler ve İmam Hatip Okulunun girişine diktiler.
O kapı, o çay bahçesinin kapısı.
ÖĞRENCİYKEN SENİNLE ARAMIZ İYİ DEĞİLDİ
İmam Hatip Okulu açıldığında halkın çok büyük teveccühü oldu. Konya’nın ileri gelenleri İmam Hatip Okuluna destek oldular.
Mezun olduğum okula Müdür olarak atandığımda, benim devremden mezun olan arkadaşlarım vardı.
Bekir Doğanay vardı. Necati Günüç vardı. Ali Bilal vardı. Hüseyin Kale vardı.
İnsanın kendi devre arkadaşlarıyla, daha önce mezun olduğu okulda, görev yapması kolay değil.
Derse geç gelmeler oldu. Neden geç geliyorsun denildiğinde bazılarının güzüne gitmeye başladı. Kendileri de bu durumdan rahatsız oluyorlardı, bende…
Amma görevim neyi icap ediyorsa ben onu yaptım. Onu söyledim.
Anladılar ve uydular.
Okuldaki bazı arkadaşlarda öğrencilerin bir kısmına yazık ettiler.
Emekli olduktan sonra, Meram Müftülüğü civarından aşağıya doğru gidiyorum. Oradaki işporta gibi arabaların olduğu yerden bir delikanlı koşarak geldi.
Elime sarıldı.
Öğrenciyken seninle aramız iyi değildi dedim.
Hocam dedi, keşke beni daha fazla dövseydin de, ben bu hallere düşmeseydim.
O yıllarda çocukları oraya buraya götüren ve onlar yazık eden öğretmenler vardı. bu çocukta o götürülen ve yazık edilen öğrencilerden biriydi.
ÇOBAN-ÇIRAK
1980’den sonra bir Turizm Şirketi kurdum. SET Firmasının sahipleriyle ortak olarak kurduğumuz bu şirketin adı TURSET’ di. Umre ve Hac şirketiydi. Bu işe ısınamadım. Mukaddes yerleri ziyaret konusunda hiçbir tavrım olamazdı. Benim ısınamadım bu işi yapanların Çoban-çırak olmasıydı. Kültürsüz insanlar oralarda başka işlerle uğraşmaya kalkıştılar. Bunların arasında olmak v bulunmak istemedim.
Benim hayatım, kültürüm ve inançlarım onlarla bağdaşamazdı.
Şirketteki hissemi sattım, bu işi bitirdim.
Şimdi evden camiye, camiden eve gidip geliyorum. Kapı camiine giderim, arkadaşlarınla toplanırım. İbadetimle meşgul olurum.
(KONYA POSTASI)