ONUN SAYESİNDE İMAM HATİBİ BİTİRDİM
Tahir Elliki, Allah razı olsun. Bize Ahmet Hamdi Akseki’nin ilmihalini ezberletmişti. Öğrencilik yıllarımızda, neden ize bunları ezberletiyor diye çok kızardık. Müftü iken bu bilgiler o kadar çok işime yaradı ki, anlatamam. Beni ayakta tuttu.
Remziye Karacadağ Matematik öğretmenimizdi. O günün şartlarında çok ciddi bir kadındı. Beyaz önlük giyerdi. Sert mizacının altında müşfik biriydi. torpil nedir bilmezdi.ben onun sayesinde İmam Hatip Okulunu bitirdim. Bekar olmasına rağmen, birgün sırnaşıklık yapmadı. Uzunpostalcı ile birlikte İspatlı Geometride onun dersinde tektim.
Astronomiye giriyordu. Ogün Necati Günüç’e bir şeyler söyledi Ahmet Baltacı’da Necati’den yana oldu. Okul İdaresi Necati ve Baltacı’yı okuldan gönderdi. Onlar İstanbul’dan mezun oldular. Remziye Hanım’da bir daha dersimize gelmedi.
Bizim sınıfta bir arkadaşımız vardı. Sağ olduğu için adını vermek istemiyorum. Sadece Remziye Hanımdan zayıf. O dersi zayıf olmasa takdirname alacak. O arkadaşımızı Bekir Elam çok severdi. Müdür notunu düzeltmiş, arkadaş iftihara geçti.
Bedriye Hanımı hayırla yad ediyorum.
Bekir Elam iyi bir idareciydi. O dönemde o olmasaydı, çoğumuzu kimse tanımazdı.
Okuldaki hocalarımız içerisinde yalnızca Hacıveyiszade Hocamızı dinler derlerdi.
ZORLUKLA BEŞ ALIRKEN, ON ALMIŞTIM
Haziran ayında mezun olamadım. Kompozisyon imtihanının olduğu gün apandisitten ameliyat oldum. Bekir Elam önce sağlığına kavuş dedi, ne zaman gelirsen gel.
Bir ay sonra okula geldim. Rapor un yok mu dedi. Ameliyat içim rapor almamıştım. Al diyende olmamıştı. Bir sene sonra yine Haziran ayında, Gazi Lisesinde Kompozisyon imtihanına girdim. İmam Hatipte zorlukla beş alabilen ben, on alarak mezun oldum.
İlahiyat mezunu Süheyla Cankat Felsefe’ye gelirdi. Dışarıdan gelen öğretmenler için İma Hatip Okulu bir dinlenme yeriydi. Dersimiz giren öğretmenlerden daha büyük arkadaşlarımız vardı. Ancak biz ilkokul öğrencileri kadar sessizdik.
Süheyla Hanımı biraz korkutmuşlardı. İmam Hatip Okulunun öğrencileri öğretmenlerden daha büyük, falan diye…,
Kadıncağız ilk aylarda kürsüden ayrılmadan ders anlatırdı. Benden 8-9 alan üzülür dedi. Biz ise beş alalım yeter demiştik. Okuldaki öğretmenlerimizden Şakir Oba’dan beş almak başlı başına bir meseleydi. Daha sonra Süheyla Hanımdan dokuz aldığımızda üzülmeye başladık. Hayran olduğum bir öğretmendi. Burdur-Bucak’ta uzun yıllar öğretmenlik yapmış, bir subayla evlenmiş.
EYVAH DEDİM, BUGÜN İMTİHAN VAR
Haziranda bütün derslerden geçsek bile yine bütün derslerden girdiğimiz olgunluk imtihanı vardı. ilk dersimizde Felsefe…
Hasan Hüseyin Dayılar, o zamanki soyadı Tosun’du. Halil İbrahim Gültekin,, Seyit Ahmet Sezgin ve ben Musalla mezarlığında ağaçların altında gündüzün ders çalışıyoruz. Ben iki gün hiç uyumadım . uyumayayım diye hapta içmiştim.
İkindiye doğru, eve geldim. Evimiz Hacıveyiszade yurdunun bulunduğu yerde Silleli birine aitti. Evde Babaanneme, Anne dedim, beni akşam namazına kaldır.
Gözlerimi bir açtım. Ortalık daha aydınlık.
Herhalde daha güneş batmadı diyorum.
Babaannem dedi ki, yavrum, öyle bir uyudun ki, sabah oldu.
Bende bir şey olmasın diye sabaha kadar başında bekledim.
Eyvah dedim bugün imtihan var.
Nasıl kalktım bilmiyorum.
Koşa koşa okula geldim.
Sıra bana gelmişti. soruları seçip veriyorlardı. 4. soruyuda seçip verdiler.
Bekir Elam, yüzün sapsarı dedi, seni yıkılacak sandım.
Sorulara baktım . hepsi bildiğim sorulardı. Bir anda yüzümün rengi geri geldi sanki.
Oysa, içeri girerken aklımda felsefe ile ilgili herşey silinmiş gibiydi.
İçerideki mümeyizlerden birisi müfettişmiş.
Notlara bakmış hep on..
Böyle manasızlık olmaz demiş, Süheyla Hanım o zaman siz sorun deyince, o da başlamış on vermeye…
Ve Konya Valisini okula davet etti.
Gel de bir imtihan gör diye…
Bizi böyle yetiştirmişti Hocalarımız.
Bize bugünün şartlarında olan imkanlar verilse, dünya birincisi olurduk herhalde.
Yediğimiz sulu pilav ve bulgur pilavıydı…
BİZ BİSİKLETÇİ OLDUK!
Ayaklarımızda doğru düzgün ayakkabılarımız yoktu. O günlerde imkanı olmayanların ayaklarında üstü deri, altı kamyon lastiğinin inceltilmesiyle yapılan ve elle dikilen ayakkabılar vardı. bizler onu giyerdik.
Ev sahibinin oğlu, benden bir devre sonra İmam hatip Okulunu bitiren kayınbiraderim Kaymakçı’nın giydiği bu ayakkabılara bakarak, “ Bunlar mı okuyacak, bunlar mı adam olacak” diyor.
Yahu dedi ben senin kayına bunları demiştim. O din Hocası oldu, biz bisikletçi olduk!
DİYANETTE MÜFETTİŞ OLMAK İSTİYORDUM
Müftülük yapıyorum. Müftü iken Liseyi bitirdim. İlahiyatın kazandım. İzmir Tıbbı yedek olarak kazanmam rağmen imkansızlıklardan okuyamadım. O içerimde bir ukde olarak kaldı.
Bu arada Ankara Hukuk’u kazandım. Kaydımı yaptırmak için Ankara’ya gittim. Kaydımı yaptıracağım gün Konya’da Müftü Yardımcılığı da yapan İsmail Tekin’e rastladım. Hukuk’a kaydolmak için geldiğimi söyledim.
İlahiyat devamı mecbur tutuyordu. Hukuk’ta böyle bir mecburiyet yoktu.
İsmail Tekin hayır dedi, Hukuk’a kayıt yaptırmayacaksın dedi, İlahiyata kayıt olacaksın seni idare edeceğim.
İlahiyata kaydoldum. İlçe Kaymakamı Rafet Üçelli, daha sonra Manisa Valiliği de yaptı.beni iki sene idare etti. Anlayışla karşıladı. Hiç izin almadım. Ankara ile Sultanhisar arasında gittim geldim.
Diyanette müfettiş olmak istiyordum. Diyanet İşleri Başkanı Gümüşhaneli Lütfü Doğan beni severdi. Durumu ona anlattım. Personel Dairesine git, ne istiyorsan yazdır dedi.
Orada Başkanın dışında bir ekip vardı. Ben talebimi söyleyince, ne yapacaksın Müfettişliği dediler. Seni Kırşehir’e Müftü yapalım.
Ne dediysem olmadı. Dışlandım.
Bende Milli Eğitim Bakanlığına müracaat ederek, tayinimi istedim. Nazilli’ye tayinim yapıldı.
Göreve başlamak için Nazilli’ye geldiğimde Diyanetten tanıdığım bir müfettiş arkadaş geldi.
Lütfü Doğan’ın selamı var, göreve başlama dedi.
Kırşehir İl Müftüsü olmamla ilgili üçlü kararname Resmi Gazetede yayınlanmıştı.
Kırşehir’e hiç gitmedim.
Arkadaşıma dedim ki, benim on yıldır çocuğum olmadı. Yakınlarımdan 8-9 çocuk okuttum. Bazılarını gelin ettim. Kabul etmiyorum dedim.
Görevi kabul etmedim ve Nazilli Lisesinde göreve başladım.
ALIN ŞU ADAMI GÖREVDEN!
Yine müftülük yaptığım yıllarda, ilçenin etkili siyasilerinden biriyle çay içiyordum. Köylerden birinden bir kadın geldi. Hocam dedi kocam öldü. Altı-üstü dediler, bir çift öküzümüz vardı. onu satıp hocaya verdim. Verirken, ben dedim rahmetliye bir de mevlid okutmak istiyorum o paradan bir miktarını alamaz mıyım diye sordum. Hoca olmaz dedi. Ancak kafama takıldı. Mevlid okutmak için o paradan para alınması olur mu, olmaz mı, bunu sormaya geldim dedi.
Öküzlerini satmana gerek yoktu dedim, satmışsın artık.
Kadın dışarıya çıkınca konuyu araştırdım doğru. Ahmet Baltacı Din İşleri Yüksek Kurul üyesi, kaynım Diyanette. Alın şu adamı görevden dedim. Görevden alınma yazısı geldi tebligatı yaptık. Ispartalıydı.
Birde duydum ki, müftü Ahmet Altıntepe CHP’li, köylerde CHP propagandası yapıyor diye beni şikayet etmediği yer kalmamış.
O gün o konuyu dinleyen arkadaş o günlerde Adalet Partisi İlçe Başkanı olmuştu. Ona da şikayete gidince, senin gibi Adalet Partili olacağına, onun gibi CHP’li olsun demiş. Ben onu senden daha fazla tanırım diyerek defol şuradan deyip kovmuş.
OKUL BAHÇESİ YOL GEÇEN HANI OLMUŞTU
Nazilli’de Okul Müdürü Müfettiş oldu. Ben de Müdür Başyardımcısıydım. Beni Sultanhisar Lisesi Müdürlüğüne getirdiler.
Sultanhisar Lisesi ilginç bir yerdi.
Okul bahçesi yol geçen hanına dönmüştü. Köylüler merkepleriyle okulun bahçesini bir boydan bir boya geçiyorlar. İlçenin delikanlıları okulun bahçesinden çıkmıyorlardı. Öğretmenler ellerinde gazetelere okula geliyorlar, tartışmalar sürüp gidiyordu.
Adalet partisi İlçe Başkanı Mahmut Dülger, “ gel Hocam dedi, bu Liseyi düzelt”
İlçe Kaymakamı olan Mustafa Yıldırım, Emniyet ve Jandarma desteğini benim yanıma vermişti.
Bir hafta kadar ne olup bittiğini izledim. Notlarımı aldım. Bir hafta sonraki ilk Pazartesi günü Kaymakam, Belediye Başkanı ve Daire Müdürlerinin hepsini okula davet ettim.
Çocuklar dedim. Ben buraya geleli bir hafta oldu. Bugünden itibaren hiçbirinizin babası merkepli merkepsiz bu bahçeden içeriye girmeyecek.
Kız öğrencileri caddelerde görmeyeceğim.
Öğretmen arkadaşlar istedikleri gazeteyi okuyabilirler ancak öğretmen odasında. Dışarıya çıkmamak şartıyla, tartışabilirler, yine öğretmenler odasında kalmak şartıyla.
Sultanhisar gençleri 19 Mayıs bayramına gelmediler ben protesto ettiler.
GENÇLERİ BIRAKARAK GELMİŞTİM
Bir süre sonra Vakıflar Bölge Müdürlüğünden bir teklif geldi. Beni Daire Başkanlığı için istiyorlardı. Kararnamem iki kez imzalanmadı. Şube Müdürü olarak atandım. İki ay sonra sessiz sedasız Personel Daire Başkanı kararnamem çıktı.
Genel Müdürle aram iyiydi. Ne yapıyorsun Ahmet dedi?
Bana efendim onun, tayininden dedim. ben gençleri bırakarak buraya geldim.
Bak dedi sana emir veriyorum yarından itibaren seni Hakkari’de, Van’da, Edirne’de göreceğim. Sen Yurt açacaksın, ben sana para yetiştirmeye çalışacağım.
Gençlere yönelik hizmet yapmaya, yurtlar açmaya başladık. Konya Özel İdare Yurdunu ben açtım. Bu görevimiz üç ay sürdü.
12 Eylül oldu.
Sizin yurtlarda neden olay olmuyor diye soruşturma geçirdim ve öğretmenlikten men cezası aldım.
Bende istifa ettim.
İstanbul’ gelip Şamil yayınlarında çalışmaya başladım. Önce çalışıyordum, sonra ortak olarak çalıştım. Yayınevinin dağıtımın da görev aldım.
Şimdi ise oturdum, kalkamıyorum.
(KONYA POSTASI)