Okul bitinceye kadar çay nedir hiç bilmedik  
“İmam Hatipliler Hak Yolunun Yolcuları” adlı yazı dizimizin bugünkü bölümünde Konya İmam Hatip Okulunun ilk mezunlarından, okulun 259 nolu öğrencisi, Müftülük ve Öğretmenlik yapan Milli Eğitimde idarecilik görevlerinde bulunan, okul yılları oldukça zorluklarla geçen Ahmet Altıntepe’nin İmam Hatip Okullarına bakışını ve o yıllara ait anlattıklarının ve hatıralarının birinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.  
   2011-08-10 11:19:22  

SEN ADAM OLMAZSIN, OKUYAMAZSIN

Nüfusa kayıtlı 1939, ana yaşı 1938 olarak Beyşehir’e bağlı eski adı Yeğren, yeni adı Yenidoğan köyü doğumluyum. Abdullah Altıntepe’nin oğluyum.

İlk okulu 1950-51 döneminde bitirdim. Bitirir, bitirmez köyde Arapçaya’ya başladım. Beyşehir’li bir Fethi Hoca vardı.

Babam dedi ki, harmanda durma git, sende oku. Köy odasında okuyoruz. Babannem okumaya çok meraklıydı.

Hocanın karşısına vardım. Hoca bana Emsile’yi verdi. Oku dedi. Çok fazla okuma bilmiyorum. Okuyamadım. “ Sen adam olmazsın dedi, okuyamazsın” kenara çekildim. Teneffüs olsa , kaçıp bir daha dönmeyeceğim. Bir müddet sonra teneffüs verdi. Köy odasından kaçtım. Eve varınca, yastığa kapandım ağladım.

Bana adam okuyamazsın, adam olmazsın lafı çok d okunmuştu. Bir Mehmet Hoca vardı. beni dinledi. Bana bir Emsile kitabı verdi. Emsile kitabını ilk defa görüyordum.

3-4 gün eve kapandım. Hem ağladım hem de Emsileyi ezberledim. Bilemediğim yerleri Mehmet Hocaya sordum.

Sonra Hocanın yanına tekrar gittim. Oku dedi. Gözlerimi kapattım başladım okumaya. Hah…şimdi oldu dedi, şimdi okursun artık. 1.5 -2 ay kadar bu Hocada okudum.

Köyde İl Genel Meclis Üyesi Yusuf Öztürk vardı. sözü geçen bir adamdı. İmam Hatip Okulunun açılacağı haberini de o verdi.

Geldik kayıt olduk.

Okul açıldığında bize 1-F sınıfı düşmüştü. Beş kişi bir sırada oturuyorduk. Öğretmenin bize ulaşabilmesi için dört kişinin kalkması lazımdı.

258 Mehmet Doğru, 259 ben Ahmet Altıntepe, Karaman’da ve Konya’da Avukatlık yapan İsmet Özkaya, rahmetli olan Abdullah Karaman, Bekir Doğanay ve emekli Hakim Mehmet Kabakçı sınıf arkadaşlarımdı.

Muhammet Sevgili, Mehmet Kabakçı ve ben muhacir pazarında bilaveled birinin evinin bodrum katında otururduk. Babaannem bize yemek yapardı.

Gaz lambasında ders çalışırdık. Sabah sulu pilav, öğle kuru pilavla okurduk.

Babaannem köye gittiğinde birimiz sofra kurar, birimiz pilav pişirir, birimizde namaz kılardık.

Birgün kuru fasulye pişirmek istedik. Nasıl pişer bilmiyoruz, nasıl pişirilir kimseden görmedik. Suyu azaldıkça su döktük. Su döktükçe sertleşti mübarek. Olmadı. Pişiremedik.

Elimizde yardımcı ders kitabı yok., Dershane yok. Bize yardım edecek, yardımcı olabilecek hiç kimse yok. Tek bir şansımız vardı. Öğretmeni iyi dinlemek ve anlatılanları düzgün not tutabilmek.

Yeni Doğan’dan yedi arkadaş gelmiştik. Arkadaşlardan üç tanesi okuyamadı ve köye geri döndüler.

Mehmet Kabakçı, Muhammet Sevgili, Bekir Doğanay ve ben bütün zahmetlere, bütün zorluklara rağmen okuduk.

BURASI YATAKHANE Mİ?

İmam Hatip Okulu önünde şimdi eczane var. karma orta okula bakan tarafında bir bakkal vardı. adam av hastasıydı. Dükkana küçük çocuğunu bırakır, Bana da hem dükkana, hemde çocuğuna bakmamı ister kasasını bana teslim ederdi. Bana güvenirdi.

Birgün iyi kış oldu. Çok kar yağdı. Beyşehir yolu on gün kadar kapandı. Evde un kalmadı. Patates kalmadı. Paramız tükendi.

Evde Bekir Doğanay ve kayınbiraderim Mehmet Kaymakçı birlikte oturuyoruz. Evimiz İmam Hatibe yakın birbiriyle karşı karşıya bakan iki odaydı. Odanın birinde aynı zamanda evin sahibi de olan babaannemin ahretliği yaşlı bir kadın otururdu.

Kadıcağız bizlere evladı gibi bakardı.

Evde çay gibi bir şeyde yoktu. Biz İmam Hatip Okulunu bitirinceye kadar çay nedir hiç bilmedik. Bizim evimizde yedi yıl boyunca çay hiç kaynamadı.

Arkadaşlar, bakkalı sen tanıyorsun dediler, biz ekmek almaya gitmeyiz sen git dediler…Bakkala vardım, içeride müşterileri de vardı. Geçmiş gün dört tane ekmek aldım. Dedim ki bizim paramız yok.

Bakkal bir müşterilere bir de bana baktı. Veresiye vermiyoruz dedi. Ekmekler elimden düşer gibi oldu. 13-14 yaşlarındayım. Ekmekleri aldığım yere bıraktım. Dışarıya çıktım. Bu laf bana çok ağır gelmişti.

Eve geldim acımdan ölsem kimseden bir şey istemeyeceğim dedim.

Arkadaşlar sen istemezsen bizde istemeyiz dediler.

İki avuç bulgur, az biraz da kavurmamız kalmıştı. Odunumuz vardı. bu yiyecek bizi üç gün idare etti. Cumartesi gününe hiçbir şey yemeden uyandık.

Sobamız yanıyordu ancak açlığımızdan ısınamıyorduk.

Cumartesi günü öğleye kadar ders var. Kuranı Kerim dersinde, açlıktan gözlerim kararmaya, kapanmaya başladı. Gözlerimin açık durması için ara ara gözlerimi bastırıyordum ki, hoca beni gördü ve bağırdı;

Burası yatakhane mi? Evde uyumadın mı?

Ama benim içim ağlıyordu. Açım diyemedim. Hocam benim durumumu anlayamamıştı.

SÖYLEYENE DEĞİL SÖYLETENE BAK

Yirmi yıl sonra Nazilli Lisesinde Müdür Başyardımcısıyken sınıfa girdim . bir süre sonra öğrencilerden biri, benim yirmi yıl önce yaptığım hareketlerin neredeyse aynını yapmaya, elleriyle gözlerini bastırmaya başladı.

Zil çaldığında, herkes dışarıya çıktı ona kal dedim .

Anlat derdini diye üsteleyince, çocuk ağlayıverdi.

Hocam dedi annem ve babam öldü. İki küçük kardeşimle bir evin bodrumunda kalıyoruz. Üç gündür hastayım.

Hademeyi çağırdım, çocuğu tanıdığım bir doktora gönderdim. Tüberküloz başlangıcı çıkmış.

Daha sonra o çocuğu ve kardeşlerini yaptırdığımız yurtlara yerleştirdik.

Bana bağıran Hoca’ya şimdi dua ediyorum. O gün bana bağırmasaydı. Ben bu çocukların durumunu nasıl anlayabilirdim. Söyleyene değil söyletene bak dedim.

ANLAYACAĞIMI ANLAMIŞTIM

Öğrencilik yıllarımız gerçekten .çok zor geçti. Biz Hacıveyiszade Hocamızın kıymetini hiç bilemedik. Onu tam anlamıyla anlayamadık. Maddi açıdan sıkıntılı olduğumuz dönemlerde bizi hatime çağırır 3-4 lira harçlık verirdi

Bize onun dışında yardımcı olacak kimse yoktu.

Buluğ çağına ermek üzereyiz İmam Hatip Okuluna gelirken, Kız öğretmen Okulunun oradan geçerdi yolumuz. Okulun kapısı arka taraftaydı. Ar bir sokağın içindeydi. Biz muhacir pazarından gelip gidiyoruz.

O gün Hacıveyiszade Hocamızın dersi var. Abdestimi aldım evden çıktım. Kadına kıza bakıp abdestim bozulmasın diye de, başım yerde yürüyorum.

Kız Öğretmen Okuluna varıverirken bir köşe var. Alaaddin tarafında bir köşe, tam oradan dönerken üç tane kız kolkola geliyorlardı.

Biri omzuma öyle şiddetli bir şekilde vurdu ki, kafam duvara vurdu. Gözlerimde şimşekler çaktı. Az ileride durup gülüşmeye başladılar. O darbe bana çok d okundu, ağır geldi.

Okula geldim. Hacıveyiszade Hocamız derse geldi.

Hiç yapmadığı bir şey yaptı.

Kapatın kitaplarınızı dedi, bugün konuşacağız.

Sonra devam etti. Size bir şey söyleyeceğim. Yolda giderken ilk bakış haram değildir. Karşıdan hayvan mı geliyor, kadın mı geliyor, adam mı geliyor. Bakabilirsiniz. Diyelim kadın geliyor. İkinci bakış haramdır.

Yoksa, gelir birisi vurur omzunuza başlarsınız ağlamaya…

Ben alacağımı aldım, anlayacağımı anladım….

AHMET BIRAK TAŞLARI!

Eskiden üç karne alırdık. Şubat tatili yakın. Evde bunaldık. Konya’da bunaldık. Hasret var.  Derste dalmışım. Bizim köyde bir taş oyunu oynardık taşları dizerler, yuvarlak bir taş olur, karşıya geçeriz o dizili taşa elimizdeki taşı atarız, bilye oyununa benzer bir şey.

Sınıfta hayalen onu oynuyorum.

Bir ses Ahmet!... dedi.,

Kendime geldim. Baktım Hocam…

Ahmet dedi bırak taşları. Biz dedi cennet bahçesinde ders anlatırız, Ahmet gitmiş köyde taş oynar.

Böyle bir Hoca’dan insan kopabilir mi?

Elini eteğini değil, bastığı toprağı öpmemiz lazımdı.

Onun dersinde çıt çıkarmazdık. Ondan alacağımız çok şey vardı. ancak çocuktuk. Çocuk yaşlardaydık.

ADNAN KOÇBEKER  KİMYA ÖĞRETMENİMİZDİ

Aydın Sultanhisar’da Müftüyüm. Sene 1965.  Yeni kanun çıktı. Yüksek Din Kurulu Üyelerini seçilecek. Müftüler seçecekler. Önce İllerde toplanacağız, sonra bölgelerde.

Benim adayım sınıf arkadaşım olan Ahmet Baltacı.

Ankara’ya gideceğiz.

Bu arada Üniversite okumak istiyorum. Dışarıdan bitirmeler içinde Sultanhisar Lisesinde veririm diyordum.

Allah sizi inandırsın iki sene boyunca Yatsı namazından sabah namazına kadar iki sene hiç uymadan bila istisna ders çalıştım.

Kimya dersinden imtihana  gireceğiz. İmtihanlar sözlü. Öğretmenler de tolerans yok. soruları çekiyorsunuz, cevap veriyorsunuz.

İmam Hatip Lisesinde bizim Kimya Hocamız Eczacı Adnan  Koçbeker’di. Ama öğretmendi.

Üç gün çalıştığım Kimya dersinden geçerken, İmam Hatip’te bizi yetiştiren hocalarımızın değerini ve bize verdikleri eğitimin seviyesini daha iyi değerlendirme imkanım oldu.

ABDULLAH ULUBAY VE HAKKI ÖZÇİMİ

Konya Müftüsü Abdullah Ulubay çok büyük bir alimdi. Akaid dersine gelirdi. Kitap yok.. not tutardık. Bizim arkadaşlarımızdan en düzgün not tutan Şükrü Tellioğlu idi.

O kitap gibi not tutardı.

Hocamızda kitap olacak kadar anlatırdı.

1999 depreminde İstanbul’daydım. İstanbul’dan Konya’ya yeni döndüğümde bir arkadaşıma rastladım.

Abdullah Ulubay’ı tanır mısın dedi.

Rahmetli Hocam olurdu dedim.

Arkadaş anlatmaya başladı.

Ulubay Hoca dedi, Asmalı Mescit’in az ilerisinde otururdu. Mevlana’nın arka tarafında küçük bir mescit.

Birgün baktım.

Hoca mescidin önünden geçerken ayakkabılarını çıkardı, mescidi geçinceye kadar, ayakkabıları elinde yürüdü geçti.

Hocam neden böyle yaptınız diye sorduğumda…

Evladım dedi bu caminin avlusunda üç Peygamber varken ben nasıl ayakkabılarımla buradan geçerim.

Bu anlatım üzerine, Asmalı Mescidi merak ettim. Konyalı Asmalı Mescidi pek bilmez. Bir Cuma günü oraya gittim. Öyle bir Cuma namazı kıldım ki, hayatımda belki de öyle bir Cuma namazı hiç kılmadım. Cenab-ı Allah’ın kıldığım o Cuma namazını kabul ettiğini hissettim adeta.

Anama ,babama dua ederken Abdullah Ulubay Hocama da dua ederim.

Hakkı Özçimi Hocam Şerefettin Camiinde İmam.. Bir akşam namazına oraya gittim. Fatiha

suresini okumaya başladı. Gayril mağdubi aleyhim, veladdallin… derken sallandığımı hissettim. Sanki cami sallanıyordu. O duyguyu bir daha hiç bir yerde alamadım..

 

(KONYA POSTASI)
 
Bu Haber 241 Kez Okundu.  
   
 
 
 
  Yorumlar 0 Onay Bekleyenler 0  



600
   Karakter Kaldı.

Üye olmayan okurlarımızın yorumları "Misafir" kullanıcı adıyla yayınlanmaktadır.

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!

 
   
 
   
   


KÜNYE

ÖMER KARA GAZETECİLİK İLETİŞİM GIDA İNŞAAT TURİZM SAN. TİC.LTD. ŞTİ adına

İMTİYAZ SAHİBİ

ÖMER KARA

 

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

ÖNDER ÇİFTCİ

 

EDİTÖRLER

NİHAT ERDOĞAN

MURAT GÜZEL

MUSTAFA EKMEKCİOĞLU

 

REKLAM VE HALKLA İLİŞKİLER

ESER ALDEMİR

GÜLFEM ALADAĞ

KADİR ERGÜN

FADİME FEYZA TUNÇ

 

HUKUK DANIŞMANLARI

AV. SİNAN ÖZKAN

AV. ABİDİN GÜRSOY

İLETİŞİM

Sultan Cem Caddesi 1. Form Apt. No:1/23
Selçuklu/KONYA

Tel: 0 332 321 87 70

Faks: 0 332 321 87 69

bilgi@konyapostasi.com.tr

ajans@konyapostasi.com.tr

muhasebe@konyapostasi.com.tr

haber@konyapostasi.com.tr

reklam@konyapostasi.com.tr

spor@konyapostasi.com.tr

Bize Ulaşın
Adınız

e-Posta

Konu

Mesaj

Güvenlik Kodu