“İmam Hatipliler Hak Yolunun Yolcuları” adlı yazı dizimizin bugünkü bölümünde Konya İmam Hatip Okulunun ilk mezunlarından, okulun 14 nolu öğrencisi, imkansızlığın kol gezdiği zamanlarda, en zor şartlarda yılmadan okumaya çalışan ve muvaffak olan, Diyanet ve Milli Eğitimde çalışmış. Milli Eğitimden öğretmen olarak emekli olmuş, Ahmet Kale’nin İmam Hatip Okullarına bakışını ve o yıllara ait anlattıklarının ve hatıralarının birinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.
MÜEZZİNLİK YAPARAK KİRADAN KURTULDUM
1939 yılında şimdiki adı Yeşildere olan Detse köyünde doğdum.ilkokulu köyümde bitirdim. 1949 yılında Konya’ya geldim.
Kuranı köyde imam olan dayım Seyit Ahmet Narin’den okudum.
Benden üç sene önce Konya’ya gelen ağabeyim Derbentli Mustafa Efendi’de okurdu. Bu arada İmam Hatip Okulu açıldı. Ağabeyim köye bir mektup yazdı. Böyle böyle bir okul açılıyor yazılalım mı diye.
Babam at arabasını hazırlamış doğru Konya’ya gelmiş. Önce Derbentli Mustafa Efendiye gitmiş. Böyle böyle bir okul açılıyor. Çocuklar girmek istiyorlar yazdırayım mı, demiş. O da hemen yazdır demiş.
Bunun üzerine okula kaydolduk. Benim numaram 14, ağabeyimin 15 ‘ti.
Küllükbaşı mevkiinde başladık okumaya. O binaya Polisevi derlerdi. Müdürümüz Ali Rıza Uğurluydu.
Daha sonra kendi okul binamız yapıldı.
Kumköprü’de bizim köylü Arifin Mehmet Ağa derler biri vardı. Onun iki oda bir aralık evinde ağabeyimle birlikte kiracı oturduk. Aylık 7.5 lira veriyorduk. Evin diğer odasında Çomaklarlı iki hafız kalıyordu.
Evin olduğu yerde bir mescit vardı. Mehmet Ağa, Ahmet dedi.
Mescidi aç, müezzinliğini yap sizden ev kirası almayayım.
Mescidi açtım. Müezzinliğini yapmaya başladım. Namazı da, büyük bir alim olan, herkesin tanıdığı ve saygı gösterdiği Bozkırlı Mustafa Efendi kıldırıyordu. Ben ezan okuyor, camiyi süpürüyor, müezzinlik yapıyordum.
Ev kirasından kurtulmuştuk.
Sonra babam köyden geldi. Aymanas’ta Tenekecilerin bağı vardı. Oranın bakıcılığına oturdu. Daha sonra’da Kurtuluştan beş dönüm bir tarla aldı. Tarlanın üzerine iki oda bir aralık kerpiçten bir ev yaptı.
Okula oradan yürüyerek gidip-geliyordum. Kurtuluşla İmam hatip Okulunun arası bir saat sürerdi.
BIRAK KAYISI FİDANINI
Sınıfta her sırada üçer kişi otururduk. Ben ortada otururdum. Bir yanımda ramazan Kunt, diğer yanımda Seyit Ahmet Sezgin vardı. O günlerde Müdürümüz Bekir Elam, Müdür Yardımcımız Rıfkı Baydur’du.
Arapça derslerimiz Hacıveyiszade Hocamız girerdi. Her derste o üç kelimeyi çok kullanırdı; Tuzsuz, Huysuz ve Ahlaksız…tuzsuz tatlı demektir derdi.
Birgün bize dersi var. Bizim sıraya dikkatlice baktı. Ramazan Kunt’a, Ramazan dedi, bırak kayısı fidanını.
Ramazan son dersten sonra Macur Pazarına uğrayıp bahçelerine dikmek için kayısı fidanı almayı aklından geçirmiş. Bisikleti de olduğu için, bisiklete atar götürürüm diyormuş.
Zil çaldı, dışarı çıkınca sordum. Ne kayısı sı, ne fidanı?
Yahu dedi ben sadece kafamda kuruyordum, Hocama malum oldu herhalde.
Diyelim ki hasta oldunuz, derdinizi söylediğinizde siz okurdu. Şifa bulurdunuz.
O zamanlarda Aziziyide İmamdı.
HÜSEYİN HAPSE GİRDİ, HİÇ PARASI YOK
Babamın aldığı tarlanın bahçe duvarı yoktu. Babam duvar gibi bahçe sınırına fidan dikmişti. Uzak evlerden hayvan otlatmaya gelen bir çocuk, hayvanlarına o fidanları yedirmiş. Ağabeyim 15 yaşında niye fidanları yedirdin diye çocuğa iki tekme vurmuş.
Çocuk Gilistralı bir Tahsildarın oğluymuş. Tahsilde çocuğuna bir haftalık rapor alarak ağabeyimi mahkemeye verdi.
Sonunda ağabeyim mahkemeye çıktı.
Hakim soruyor;
- Bu çocuğu sen mi dövdün?
- Fidanları yedirmiş, iki tekme vurdum.
- Bak sana bir ay veririm.
- Verin, yatırım efendim.
- Bak tekrar soruyorum, sana bir ay vereceğim.
- Verin efendim, yatırım.
Ağabeyim kanunu ne bilsin. Şimdiye kadar hiç suç işlemediği için tecilimi isterim dese, serbest kalacak.
Hakim ne dediyse, ağabeyim yatırım efendim diye cevap veriyor.
Hakim , bak evladım diyor, talebeymişsin tecilini de istemedin. Senin bu cezanı okulun tatil olduğu aylara denk getiriyorum.
Okullar tatil olduğunda, ağabeyim savcılığa gidip, ne zaman yatacağını öğrenmeye gitmiş. Ve bu durumunu, sadece anneme söylemiş.
Hacıveyiszade Hocamız sınıf arkadaşlarımızdan Osman Yumşak’ı görüyor. Osman diyor. Hüseyin bugün hapse girdi. Yanında hiç para yok.
Al şu beş lirayı, Hüseyin’e ver.
Ben iki gün sonra Hapishaneye derse geleceğim.
Ağabeyim dedi ki, ben bu durumumu annemden başka kimseye söylemedim.
Hocamız Hapishaneye derse gittiğinde, ağabeyim utancından, Hocam beni görmesin diye saklansa da, Hocamız onu buldurup, yanına çağırmış nasihat etmiş.
BIRAK O ROMANI
Ben sınıfın en küçüklerinden bir olduğum için kürsünün önünde otururdum. Hacıveyiszade Hocam, derse girer girmez, Ahmet derdi annelerimizi bir say bakalım. Bülbül gibi sayardım şimdi say deseniz sayamam.
Önce annelerimizi saydırır, ardından serse başlardı. İstisnasız onun geldiği bütün derslerde annelerimizin isimlerini ben saydım.
Hikmeti neydi. Hocam bilir
Öğrencilik yıllarında, nöbetçi oluyorduk.
O gün sıra benimdi.
Hocam Öğretmenler Odasına çıkmaz. Hizmetlilerin bulunduğu yerdeki odaya gider. Orada iki rekat namaz kılardı. Seccadesi zaten orada asılıydı.
Hava soğuk olduğu için. Sobanın başındaydım. Elimde okuduğum bir roman vardı.
Beni görünce sordu;
Ahmet o ne?
Roman Hocam…
Bırak o romanı. Din dersi kitaplarını oku!...
SENİ YATILI ALACAĞIM
Kış mevsimiydi. Evden okula geliyorum çok soğuk bir gündü. Soğuktan gözlerim yaşarmış. Yaşlar yüzümde donmuştu.
Bekir Elam. O halimi görünce sordu;
Nerede oturuyordun?
Kurtuluş’ta…
Kaç saatte geliyorsun?
Bir saatte…
Ahmet dedi, seni yatılı alacağım.
Ağabeyim okulda dışında, Bekir Elam’ın işlerini yapar, evine gidecek-gelecek ne varsa getirir-götürürdü.
Sene 1954.
Normal eğitim yapıyor, saat 2.5’ta çıkıyorduk.
Yatılıya geçtim.
Geçtim amma bende bir top hastalığı başladı. Akşam yemek saatine kadar top oynamaya başladım. Çalışma süresi top yüzünden daraldıkça daraldı.
Birinci karne tam 8 zayıf geldi.
Müdür Yardımcısı Rıfkı Baydur beni çağırmış.
Elinde benim karnem, sormaya başladı;
- Ahmet bu ne?
- Karne..
- Ne biçim karne bu?
Cevap veremiyordum.
Bak dedi, fakir bir ailenin çocuğusun, seni buraya rahat okusun diye aldık diye başlayan uzun bir nutuk çekti.
İkinci karne sekiz zayıfı da kurtardım.
Bir daha da top oynamadım. Seyretmeye başladım.
NÜFUS KAĞIDIMI FIRLATTI
1957 yılında okul bitti. Benim Kuran üzerine bir ihtisasım yok. sınıf arkadaşlarımdan Ali Bilal’le birlikte Ağır Bakım’a memur olmak için imtihana girdik. İkimizde kazandık. Ben parça ambarında dokuz ay sivil memur olarak çalıştım.
İmam Hatiplilere Yedek Subay hakkı verilmeyecek dediler. kaldırılacak dediler. Nüfus kağıdımı kaptığım gibi Arapoğlu Makasındaki Askerlik Şubesine gittim.
Şubedeki Yüzbaşı, nüfus kağıdıma baktı.
Senden daha büyükler var dedi, nüfus kağıdımı fırlattı, attı.
Çalıştığım yerde, saymanlık yapan bir Binbaşı vardı.
Durumu ona anlattım.
Sen işine bak, ben hallederim dedi.
Yarım saat sonra, Ahmet dedi, yarın Askerlik şubesine git, işini yapacaklar dedi.
Ertesi gün gittiğimde, nüfus kağıdımı fırlatıp atan Yüzbaşı, hiçbir şey demeden işlemleri hemen yaptı.
(KONYA POSTASI)