FARKLARINI FARK İMTİHANLARINDA GÖRDÜLER!...
İmam Hatip Okuluna devam edenlerin babaları, birkaçı istisna fakir insanlardı. İnandıkları tek şey, bu okulun çocuklarının okuyabilmesi için tek okul olduğuydu.
Köyden gelen o çocuklar hiç bilmedikleri ve tanımadıkları bir şehirde yaşamaya, bir çoğunun yeni bir Kuran Kursu gibi gördüğü bir çok değişik dersin okutulduğu yine şimdiye kadar adını ilk defa duydukları bir okulda okumaya başladılar.
Paraları yoktu. Köyden gelen bir çuval un, fırıncının masrafını unun içinden aldığı ekmeklere dönüşüyordu.
Babalar, bu şehirde bu çocukların paraya ihtiyacı olur mu, olmaz mı diye düşünmemişler, daha sonra göndeririz demişlerdi.
Kimi aç yattı. Kimi soğuktan yorganlara sıkı sıkıya yapıştı, gözyaşlarını yorganlara döktü sessizce…
Kimi okuyamam bu okulda diye bıraktı gitti.
Kimi okumak için geldim diye diretti.
280 kişi başladıkları yedi uzun yıl süren eğitim yolculuğu, 49 kişi tamamlayabildi.
Onlardan kimi anlatanlara göre 43, kimi anlatanlara göre 45, kimi anlatanlara göre 46 kişi Haziran ve Bütünleme ayı olan Ekim ayında, diplomaya ulaşabildi.
Kimi bir başka okulda aldı diplomasını.
Kimi ise 2. dönem de bitirebildi okulunu.
Okuldan mezun olmuşlardı, ama ne olacaklardı?
Bilen yoktu.
Hiçbir Yüksek Okula, Fakülteye alınmıyorlardı. İmam olma şansları bile sıfırdı.
İlahiyat Lise diploması istediğinden, ellerindeki yedi yıllık bir okulu bitirmiş olduklarını gösteren diploma, onlara o kapıyı da açmıyordu.
Liseyi bitirmek için başvurduklarında, Lisenin bütün derslerinden imtihana tabi tutuldular, fark imtihanlarının ne demek olduğunu, fark imtihanlarıyla fark ettiler.
Bir senede Lise fark imtihanlarını vermeleri imkansızdı.
Ardından bir şayia çıktı.
Yedeksubay olma haklarının ellerinden alınacağı şayiasıydı bu şayia…
Aslı çıkmadı, lakin neredeyse bütün mezunlar Yedeksubaylığa müracaat etti.
27 Mayıs İhtilalinde İmam Hatip mezunlarının neredeyse tamamı silah altındaydı.
1960 yılını takip eden aylar ve yıllarda, önce imam olma hakları verildi, ardından okuyabilecekleri Yüksek Okullar açıldı. Lise fark imtihanlarını verenler Hukuk, Tıp, Mühendislik ve Öğretmenlik gibi mesleklere de yönelmeye başladılar.
BABAM BENİ OKUTMAK İSTEMEDİ
1935 yılında Konya’nın Kalecik mahallesinde doğdum. Babam Halil Rifat, annem Hikmet hanım her ikisi de Türkçe ve Osmanlıcayı bilirlerdi.
Baba dedem Konya’nın meşhur maarifçilerinden Sarı Ali Efendi unvanlı Füyuzat-ı Hamidiye Özel İptidai ve Rüştiye sahip ve kurucusu ve Müdürlerindendi. Medrese çıkışlıydı. Öğretmenlik, müfettişlik ve Müdürlük yapmıştı.
İlkokulu Gazi İlkokulunda bitirdim.
Kalecik Mahallesine en yakın iki okul vardı.
Biri Altınçeşme İlkokulu diğeri Gazi İlkokulu.
Meram’da bahçemiz vardı.
Yazları oraya giderdik.
Bağ bahçe işlerine olan merakım o günlerden gelir.
İlkokulu bitirdiğim sene babam beni okutmak istemedi.
Bir evin bir oğluydum.
Biraz sanatla alakadar oldum. Hakkı Özçimi Hocada Kuran okudum. Ciddi bir dini tahsil yapma arzusundaydım.
Ailem bu konuyu benim irademe bıraktı.
Yurt dışına gitmeyi düşünürken İmam Hatip Okulunun açılacağı şayiası çıktı.
Bir ara Karma Ortaokuluna başlayıp, orayı bırakmıştım.
İmam Hatip Okulu açılınca oradan evraklarımı alıp kaydımı 101 numara ile İmam Hatip Okuluna yaptırdım. Ailem sen nasıl istersen öyle yap demişti. Konya’nın Bülbül Hoca namıyla meşhur olan Müsevvid bizim kiracımızdı. Ona gidip sordum. Beni severdi. Babam dedi bu okul bize değil, maarife bağlı. Gitme desem yarın iyi olur üzülürsün, git desem iyi olmaz bana gönül koyarsın kendi kararını kendin ver dedi.
Bu beni ruhi bunalımdan kurtardı.
TÜRKİYE FETRET DEVRİ GEÇİRMİŞTİ
Okul binası yoktu. Çiftemerdiven mahallesinde eski Polis Okulu vardı. Ev olarak kullanılıyordu. Orayı tuttular. Çatı katına varıncaya kadar sınıf haline getirdiler. 280 öğrencinin kaydı yapılmıştı.
Bir çok arkadaş burayı Kuran Kursu gibi görüyordu.
Boynuna Kuran torbasını asan gelmişti.
Daha ilk yıl, Müzik, Resim, Matematik gibi dersleri görenler 1. sınıfta okulu bıraktılar.
O günlerde Türkiye fetret devri geçirmişti.
Din adamları yetiştirilemiyordu. Mevcutlar medreselerin kapatılmasından sonra hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlardı. Bunların içerisinde çok önemli insanlar vardı.
Islah-ı Medaris’ten mezun olan Hacıveyiszade İmam Hatip Okulunu, onların devamı saydı. Öğrencilere anlattıklarıyla bir ruh verdi. Bu çok önemliydi.
Bir başka öğretmenimiz Tahir Elliki idi.
Eski İlahiyat mezunu bir öğretmendi. Din dersine giriyordu.
Konya Müftüsü Abdullah Ulubay, Türkiye’nin sayılı alimlerinden biriydi. Bir süre İstanbul Kadılığı yapmıştı. Aksekiliydi. Konyalı Abaoğullarının damadıydı.
Kalecinin Osman Efendi Islah-ı Medarisde okumuştu. Tefsir derslerine girerdi.
O zaman çok enteresan bir dönemdi. Bir çok insanın hayatın kurtuldu.
Bu okul açılmasaydı, bir camiye ancak imam olabilecek bir çok insan, Profesör oldular, Hakim oldular, avukat oldular, doktor, mühendis, öğretmen oldular.
ASKERLİĞİ BİR DÖNEM SONRA AÇTILAR
Rahat bir okul hayatım oldu. Sistemli çalışırdım. Okuldan yedi yıl sonunda kalmadan Haziran ayında mezun oldum.
Biz gerçekten örnek bir nesiliz.
Bizi İlkokul mezunu gibi, Lisenin bütün derslerinden imtihan ettiler.
Bunun adı fark falan değildi.
Bizi hiç lise dersi okumamış kabul ettiler.
Oysa biz Tarih, Matematik, Fizik, Kimya gibi dersler okumuştuk.
O dönemde İmam hatip Okullarının açıldığı tarih belli.
Mezun vereceği tarih belli.
Zamanın iktidarı bize yüksek tahsil yapacağımız imkanı sağlamadı.
Şaşırmıştık, bekledik.
Haziranda mezun olduk. Liseyi o dönemde bitirmemiz mümkün değildi.
Bitiremedik.
Askerliği dahi bir dönem sonra açtılar.
O dönemin Demokrat Partilileri CHP tezgahında dokunmuş insanlardı.
İmam Hatip Okullarına CHP gibi bakıyorlardı.
Menderes o günlerde yalnız bir insandı.
İmam Hatip Okulu mezunlarının Üniversiteye alınmasına birkaç bakan dışında, Celal Bayar da dahil kimse sıcak bakmıyordu.
Ertesi yıllarda Lise fark imtihanlarını veren arkadaşlar girdikleri Yüksek Okullarda, Fakültelerde hiç zorlanmadılar.
Türkçeye oldukça hakimdiler.
Arkadaşlarım çok başarılı bir tahsil hayatı geçirdiler.
(KONYA POSTASI)